19 Eylül 2017 Salı

Hangisi haklı, Hemingway mi, Maud Gonne mı?




Edebiyat dedikodularını, normal dedikodular gibi severim, hatta biraz daha çok severim çünkü Oscar abimizin dediği gibi: "Her dedikodu, kötü bir kesin bilgiye dayanır."

Bir şekilde okuduğum ve özellikle sevdiğim yazarların günlüklerini okumak beni inanılmaz keyiflendirir, hatta birçok yazarın günlükleri diyebilirim ki yazdığı ne idüğü belirsiz kitaplardan ihyadır. Mektupları eğer o "büyük" aşklarına değilse inanılmaz doludur, ne yazık ki aşklarına ise son derece sığdır, çünkü aşkı anlatmak aslında biraz sığdır ve hemen herkesçe aynıdır ve yüzyıllardır anlatılıyordur, ve çok benzer şeyler söylenir ve karşısındaki de benzer şeylerden tatmin olur. Hem bir yazarı, özellikle bundan 50-60 sene önceye kadar reddedebilecek kim vardır ki şu hayatta, tanınmış birini? Yine bununla bağlantılı olarak anektodumuz şöyle, oluyor bazen böyle şeyler diye: Bob Dylan bir hanıma kur yapar, yakınında duran mendile bir şeyler karalar ve ona verir, kadın onu, gökten inmiş bir peygamber bana kur yapıyordu, diye tanımlar. Bir şey yapamadım, der. Reddedilmenin sancısıyla mendili hışımla alıp yırtıp atan Dylan, çeker gider. Kadın ise yıllar sonra bir belgeselde şöyle demiştir:

"Yani Bob ile birlikte olamamak değil de, benim için o mendilde ne yazdığını görememiş ve hiç öğrenemeyecek olmak canımı sıkan tek şey bu olayla ilgili."

*

Yani elbette çoğumuz Hemingway efendiyi biliyoruz, hiç olmadı adını duymuşuzdur. (Yani Hemingway'in adını filan bile duymadıysanız bu blogu niye okuyasınız, okuyorsunuz, deli misiniz siz, gidin buradan. Şaka şaka kalın.) Ama şu başlıktaki Maud Gonne da kimdi ki şimdi? Bu insan öncelikle kadın onu söyleyelim ve hatta şimdiki bilinen adıyla feminist, o zaman için ise kadın hakları savunucusu, aktris ve devrimci diyebiliriz. Ama elbette ve maalesef ki adını bunlarla ya da bunlardan ötürü değil, bir büyük şairin ona olan aşkından dolayı biliyoruz. Şairimiz ise William Butler Yeats. W. B. Yeats. Yeats.

Böyle sapkınlıklar sadece yazarlarda mı olur, yoksa onlar yazar olduğu için mi bu tür sapkınlıkları çoktur ve bilinir bilinmez ama Yeats tam manasıyla Gonne'a vurgundur. Evlilik teklifleri sürekli Maud tarafından reddedilen Yeats, bir ara iyice tırlatarak Gonne'un kızına filan bile evlenme teklifi etmiştir. 


Yeats'in onsuz mutlu olmadığını söylediği mektubuna cevap yazarken Maud, evlenmeme kararını sondan bir önceki kez bildirirken, kaleminden şunlar dökülmektedir:

"Oh, hayır hayır mutlusun. Çünkü güzel şiirler çıkarıyorsun o mutsuzluk dediğin şeyden ve bunda mutlusun. Evlilik senin için sıkıcı bir ilişki türü olurdu. Şairler asla evlenmemeli. Ve bütün dünya da bana teşekkür etmeli seninle evlenmediğim için."

Buna sadece "wooaaaaww" diyebilirim. Yani elbette düşünceleri de uyuşmadığı için evlenmedi ve hatta İrlanda'nın bağımsızlık savaşı liderlerinden biriyle bu mektubu yazdıktan sadece bir yıl sonra evlendi Gonne (She's Gon
ne my friend =P) ama yine de bu düşünce yapısı, bu olgunluğu, bu kararlılığı ve yazdığı bahane beni çok etkiledi. Özellikle bu fedâkarlık eğer o da onu seviyorsa veya sevmişse o dönem için, çok çok manyakça geliyor bana.  

Etklilenmemin başka kısmı da bundan 6-7 sene kadar önce bir arkadaşımın benim için yaptığı tanımında da benzer bir şeyi kullanmasıydı. Yani şimdi bakıyorum da, bana gene iyi davranmış insanlar. Bir dönem, eğer çok eski bir okur filansanız da bilirsiniz, gerçekten çok fazla bunalımdaydım ve şimdilerde bu tür insanlara hiç katlanamıyorsam, okuyamıyorsam ve onları hiç dinleyemiyorsam bile eğer, kim bilir bana insanlar nasıl katlandı, nasıl dayandı, beni nasıl can kulağıyla dinledi hayret doğrusu. (Evet, çok insan yoktu belki hayatımda ama onlara gerçekten teşekkür ediyorum bir kez daha zamanlarından çaldırdıkları için.)

Daha çok kitap okuyup, daha az yaşadığım zamanlardı. Ve günde 1 ya da bilemedin 2 kişiyle konuşurdum. Konuştuğum arkadaşlarımdan biri de bu bahsettiğim kişiydi, genelde edebiyat ve spor üzerine konuşurduk ve de hayat. Ben ona bir gün ne kadar bunalımda olduğumu, ne kadar mutsuz olduğumu filan söylerken (söylenirken) bana, "Sen mutlusun Martin, yani senin mutsuzluk addettiğin şeyler seni mutlu ediyor." demişti, bilmem daha önce yazdım mı bunu ama yıllar geçse de hâlâ unutamam bu lafı, benim kendimi bulmamı sağladığı için.

*

Maud'a karşılık bir başka büyük yazar olan Hemingway, intihar etmesinden birkaç sene evvelki söyleşisinde şu tavsiyeyi veriyor, ne yapmak lazım yazabilmek için, ne zaman yazılır soruları soran gazeteciye:

"Herhangi bir zamanda yazabilirsiniz, insanlar sizi rahatsız etmeyi bıraktığında ya da tek başınıza olduğunuzda, yahut bu tür konularda yeterince gaddar olabilirseniz onlara karşı diyelim; ama kesinlikle en müthiş biçimde aşıkken yazılır."

Şimdi evlilik aşkı öldürürdü onu mu demek istemiş Maud, ya da ona şiirler ithaf ettiği için sürekli âşık kalmasını mı sağlamış, yoksa mutluluktan mahrum bırakıp Yeats'i daha iyi şeyler yazmasını mı engellemiş bilemiyorum. Örneğin Hemingway'in tanımına göre eğer onsuzluk mutsuz etmişse Yeats'i bu da demek oluyor ki çok daha iyi şeyler yazabilecek şaire ket vurmuş Maud, ama mutsuzluk Yeats'i mutlu ediyor çünkü o "gerçekten" mutsuzluktan süper şiirler çıkarabiliyorsa, burada da Gonne'ın hakkını teslim etmek gerek.

Yine de şu notu da eklemeden geçemeyeceğim: Yeats'in biyograficisine göre, son yaptığı evlenme teklifi Maud'a, onunla evlenme isteğinden çok bi' şekilde "görev icabı" bir işti. Bu bağlamda değerlendirdiğimizde bütün dünya Maud'a kin bile kusabilir.

***

Hangisi gerçekten haklı bilemiyorum, sanırım bir doğru olmadığı gibi dünyada, her konu da kendi içinde, kişilerin kendilerine göre haklı yahut haksız olarak nitelendirilebiliyor. Bunu bilmek, kişinin kendinin farkına varması ise en zoru. Yani bir durumun içindeyken kendini fark edemiyorsun, ama dışarıdan sizi gözlemleyen biri yaptığınız hareketlere ve davranışlarınıza göre sizi daha iyi çözümleyebiliyor. Bunun, sizin için yararlı olup olmadığına gelince... İşte onu şanslıysanız yıllar sonra ancak kendi kendinize kavrayabiliyor ve kabul edebiliyorsunuz. 

2 yorum:

  1. Maud Gonne için 'olgun kadınmış!' yorumuna bittim.
    'upon love's bitter misery' dizesi kadar büyüük bir dize de 'hasretinden prangalar eskittim'dir.(tamamen bence tabi)
    Ahmet Arif'in kime ve ne halde yazdığı malum. Hal böyleyken haklı olabilirler. Bazı insanların aşık kalması ömre bedel diyelim. Bedeli tırnak içine alalım. Bu kadınlar olgunluklarından mı... bilemedim şimdi ama vicdanen rahat oldukları söylenebilir.
    Hemingway'e gelince blogundan kovulacak kadar bihaber değilsem de çanlarının benim için çalmadığı kesin.

    Bi kere; o gün öyle söylemiştir başka bi yerde de tam tersini söylemiştir; her ortamda özellikle bu konularda ahkam kestiğinden yakınanlar var. Edebiyat dedikodusu candır çünkü.

    YanıtlaSil
  2. Selam,

    "Hasretinden eskitilen prangalar"la karşılaştırabileceğim, benim anladığım herhangi bir dilde bu müthiş yoğunluğu anlatan&-bilen aşk tanımına henüz rastlamadım. Eğer varsa önerilere açığım.

    Şimdi şeye kesinlikle katılıyorum, hani bir "bedel" var ortada evet, bir şey yapmış bu kadın evet, ve müthiş bir şey çıkmış ortaya, buna da evet. Ama daha iyi olabilir miydi? Bunu mesela hiç bilemeyecek olmak ürkütür beni, bu bilinemezliği kimi yaşamın tadı tuzu filan beller de beni nedense inanılmaz tedirgin eder. Her bakımdan tanrıcılık oynayan insan, benim çekinceyle yaklaştığımdır.

    Ya da başka bir açıdan bakarsak, diyelim ki Yeats'in potansiyeli buydu ve Maud buna ulaşmasını sağladı, evet, pekala: Ama ya nice büyük yazarlara, bu şekilde düşündüğü halde ilham olamayan ve ihya olmayan insanlara dönüştürenlere ne demeli, yani bir başarılı ya da birkaç başarılı örnek kaç tane acaba başarılı hatta inanılmaz olma potansiyeli taşıyan adamı mahvetti, ve dahası onlar hiç olarak göçtü gitti, ve bizi bu zevkten mahrum bıraktılar?

    Bilmiyorum anlatabiliyor muyum ama, bu bir şeyi var ederken öteki ihtimali her daim yok etme fikri nesnel iken, bana biraz işkembeden sallamak geliyor her yorum. He bunlara rağmen neden mi yazdım, çünkü hoşuma gidiyor hahah.

    Son olarak Hemingway için de şunu söyleyeyim, belki başka insanlar için bu tanım geçerli olabilir ama o tipte bir insanın, hele hele olgunluk çağında sanmıyorum ki o "anlık" bunu söylesin. Ama elbette yüzde yüz mümkün değildir diyemem, bence bu tartışmaları güzel yapan da budur

    YanıtlaSil