29 Temmuz 2017 Cumartesi

Dostoyevski ve Kıskançlık - Kıskançlık Tiradı



"Kıskançlık! “Othello kıskanç değil, karşısındakine inanan bir adam,” diyor Puşkin.

Yalnız bu sözler büyük şairimizin zekâsındaki olağanüstü derinliği göstermeye yeter.

Othello’nun ruhu ezgin, ideali mahvolduğu için hayat görüşü alaboradır. Gene de o gizli gizli casusluğa, gözetlemeye kalkışmaz; içi inanç doludur onun. Aksine, ihanete inandırabilmek için, onu büyük bir zorlukla sürüklemek, itmek, körüklemek gerekir.

Gerçek kıskanç öyle değildir. Kıskanç adamın en ufak vicdan azabı duymadan manen ne kadar düşebileceğini, ne türlü adiliklerle bağdaşabileceğini düşünmek bile güçtür. Hem de adi, kirli ruhlu olmaktan gelmez bu… Tam tersine, temiz, özverili bir sevgiyle dolu gönlü yüce insanlardır. Gene de kapıdan dinlemeleri, en namussuz gözcülere para yedirerek casusluğu olanca çamuruyla kabullenmeleri mümkündür.

Othello’nun kötülük bilmeyen, çocuk gibi saf bir ruhu vardı; saftı ama, ihanete dayanamıyordu; bağışlayamıyor değil, dayanamıyordu.

Gerçek kıskanç ise bambaşkadır; onun nelere katlanıp sineye çekeceği ve bağışlayabileceği güç kestirilir. Herkesten çabuk bağışlayan kıskanç kimseler ve kadınlar iyi bilir bunu…

Bir kıskanç (tabii kıyameti kopardıktan sonra) [Buraya bayılıyorum -Martin T.] aşağı yukarı kanıtlanmış bir ihaneti —mesela, gözüyle gördüğü kucaklaşma ya da öpüşmeleri— bağışlayabilir, elinden gelir bu. Yeter ki o sırada bu ihanetin “son defa” olduğuna, rakibinin hemen o anda dünyanın öbür ucuna gideceğine ya da kendisinin sevgilisini korkunç rakibin ulaşamayacağı bir yere kaçıracağına inanabilsin. Şüphesiz, barışma bir saatten fazla sürecek değildir, çünkü rakibi gerçekten o anda yok olsa bile ertesi gün yerine yenisini icat eder, sevgilisini ondan kıskanmaya başlar. Oysa sürekli denetleme ve gözetlemeyle hangi aşk yürütülebilir? Azılı bir kıskanç bunu bir türlü anlayamaz; bir yandan da aralarında gerçekten yüce duygulu insanlara rastlanır. Dikkate değer bir bakım da, yüce duygulu bu insanların bir kovuğa sinerek casusluk ederken, kapıdan dinlerken gönüllü olarak daldıkları bütün kepazeliğin açıkça farkında olmalarıdır. Gene de, hiç değilse sindikleri kovuktayken asla vicdan azabı duymazlar.

Mitya’nın Gruşenka’yı görünce kıskançlığı yok oluveriyordu, bir an için şüphelerinden sıyrılıp bir soyluluk kazanıyor, hatta kötü duyguları yüzünden kendini aşağılıyordu. (Çıldıracağım-Martin T.) Bundan anlaşılıyor ki, Mitya’nın bu kadına olan aşkında, kendisinin tahmin ettiği gibi sadece bir şehvet, Alyoşa’ya sözünü ettiği vücut çizgilerinin kıvrımları değil, daha yüksek bir yan vardı. Ama Gruşenka uzaklaşır uzaklaşmaz kadını hemen çeşitli adiliklerle, ihanetin bütün alçaklıklarıyla suçlamaya başlardı. Bunu yaparken en ufak bir vicdan azabı duymuyordu."

1000 sayfalık romanlar yazar, sadece bazı yerler sizi etkiler, ama o yerler öyledir ki kutsal metinlerden fırlamadır. Boşuna babam demiyorum kendisine. Seviyorum seni keltoş, kabasakal.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder