27 Haziran 2017 Salı

Ben 'nanemi Özledim

Günümüzde insanlar mutluluklarını fotoğraflıyor, mutsuzluklarını ise kelimelere dökmeye çalışıyor.

*

Oysa bu dünyada yalnızlığı en iyi bilenlerden biriyim, kuzeni bile olmayan insanlar, hep başkasını bekleyen insanlar, yalnızdır bir şekilde.

*

Annemin bazı kalıplaşmış sözleri var, hep kulağımda:

"Bela okuma!"
"Ben herkes değilim, beni başkalarıyla karşılaştırma!"
"Sen ibne ne biliyor musun ki diyorsun millete?"
"Yapışma!"
"Kardeş istemiyorsun değil mi?"
"Neden pipini gösterdin o kıza?"
"Karaduta beyazlarla dalma."
"Radyoyu kapatma."
"Acıyacak."
"Yeter oflama."
"Güzel bir kitap versene okuyayım."
"Doğmayagörölmeyegör."

*

Bunlardan en çok hatırladığım ben herkes değilim olan. Bu benim yaşama biçimimi oluşturdu, bir şekilde kimseyi yargılamamayı, içimde yargılasam da kabullenmeyi, herkesin başka olduğunu, empatiyi, güzelliği, aşkı, sevmemeyi bu sözle öğrendim. Kimseyi kimseyle karşılaştırmamayı, olaylara bazen çözüm bulunamayacağını, bazen çözümün aslında kolay olduğunu, ve fakat kolayı yapmanın zor olduğunu, gözünün önündekini görememeyi, gördüğünü tutamamayı, tuttuğunu koparamamayı, sevenin seni sevmediğini, seni seveni yalandan sevemeyeceğini hep bunlarla öğrendim.

*

Eylülü bekliyorum. Ne olacaksa. Dedik ya, bazıları sadece bekler. Godot filan hikâyesi. Neyi beklediğini bilmeden bekler, sonra o kadar çok kişiyi&şeyi bekler ki, bir bakmış beklemeyi de benimsemiş, sevmeye başlamış. Beklemeyi sevmeye başlayınca neyi beklediğini bile unutmuş. Niye beklediğini de. Artık amacı sadece beklemek olmuş.
Eylül böyle işte, eylül beklemelerin son durağı, eylül bir bitiş, yeni bir başlangıç. "1 Eylül bir şeydir," demişti biri, kim olduğu önemli değil, kaybolmuşuz zamanın içinde; yaz ayları çabucak geçer, eylül ekim de gider bu gidişle. Mühim değil. Candan.

*

Bayramları da genelde mezarlıklarda geçiriyorum. Canım sıkıldığında mezarlıklar bana ferhalık veriyor, bazen gidip dolanıyorum etrafta. Her neyse, anneannemi dudağımda (kulağımda!) son bir türkü olan Gülpembe ile
selamlayınca, kendimi kaybettim. Yani bazen, bazı şeyleri sadece rastlantı ile açıklayamadığım o zamanlardaki gibi oldu. Gene kıskandığım satırlardan olan "Gözlerimde son bir bulut" kısmını bu sefer tam manasıyla kavradım sanırım, ya da o da mühim değil, kendimce biçimlendirdiğim bir anlamı var artık. Bunu anladıkça da ağladım. Onu son görüşümde de ağlıyordu, sarıldık, vedalaştık. Son telefon konuşmamızda, "Ne zaman dönüyorsun," diyordu. Cevabımı elbette duymuyor, olan-bitenden bahsediyordu. Günlerden bir gün, annemle hakkında konuşurken hastanede ona "Çok özledim, çok oldu, ne zaman dönecek?" demiş. Bunu bana söylediklerinde işte bunun fotoğrafının çekilemeyeceğini, kelimelere ise dökülemeyecek kadar hüzünlü olduğunu düşündüm. Ama gene de biraz hüzne de yer var hayatımızda. (Hem menekşeleri seversin sen, sen menekşeleri zaten seversin, sen menekşesin.) Beni gerçekten seven, ben ölürsem üzülme diyen, mürüvvetimi (ü'sünden öptüğümün) göremeyen, tavla, bil bakalım kim, monopoly, pişpirik, basket arkadaşımı kaybetmek, beni çok özleyen ve bunu söyleyebilen birini son kez görememek, bir şekilde içimde hep kalacak sanırım. Mezarlıklar, bokun soyları. Bıktım sizden.

*

Demem o ki ben 'nanemi özledim.

9 Haziran 2017 Cuma

T2'yi neden sevdim?



Ben Trainspotting ile ilgili bir yazı yazmıştım, hatta o mor ayakkabılardan istemiştim sizden, hatta sanırım Evren ve Mathilda buluruz yahu demişti tam hatırlamıyorum, ve elbette Perfect Day ile bitirmiştim yazıyı çünkü o zamanlar müzik ile bitirmek gibi bir takıntım vardı. Şimdi o yazının linkini veremeyeceğim, aslında verecektim ama bulamadım, ve gene aslında çok da aramadım. Ama şöyle ki, hâlâ o mor ayakkabıları arıyorum, benzerini bulduysam da aynısı değil; bulan olursa haber etsin.

Şimdi neden sevdim bilmiyorum, sanırım en önemlisi "Choose Life" kısmıydı, orada arkadaşımı dürtmekten "hah şimdi geliyor" diye, belki de onun da benim aldığım hazzı almasını beklerken, yine onda gereksiz bir hayal kırıklığı yaratmış yahut filme konsantre olamamasını sağlamış olabilirim. Bunu neden yapıyorum bilemiyorum, bir şey beni heyecanlandırınca elime-ayağıma sahip çıkmamıyorum, insanları öpmek, sıkmak, dövmek, sevmek, çıldırmak istiyorum, aslında sadece istemiyorum, bunu yapıyorum da.

Ama her şeyden önemlisi ilk filmin bende yeri çok ayrı. Şöyle ki, ben bu filmi teyzemde, uyuyor numarası yaparken gözümü kırpmadan izlediğim, hayatım boyunca ne tür uyuşturucu kullanırsam kullanayım asla bir iğneyi damarıma basamayacak olmamamla açıklayabilirim. Tuvalete girme sahnesini, koşturmayı, gay gibi giyinmeyi, kızın liseli çıkması ile açıklayabilirim. Benim için çocukluktu Trainspotting. 37 ekran TV karşısında, korsan CD'lerle, uyuma numaralarıyla, çişimi iki saat boyunca tutarak izlediğim, film biter bitmez tuvalete koşturduğum, ve teyzemin buna anlam veremediği, verdiyse de çaktırmadığı, o soğuk ve küf kokmuş evde neden ebeveynlerimle geçirmediğimi anlayamadığım (sonraları anladım), geçmiş-gitmiş bir çocukluk her şeyden önce. Bir önceki gün gene uyuyor numarası yaparken izlediğim iğrenç Anaconda filminin intikamı, kötülükte bulunan güzel şey.

Eğer o zamanlar 20'lerimde olsaydım ve şimdilerde 40'larımda, yani başroldekilerle aynı yaşlarda, sanırım daha da etkilenirdim, beni geçip giden zamandan daha çok etkileyen bir şey sanırım yok, ve olamayacak da. Ve hâlâ diyorum ki sanat, gerçek bellediğimiz şeylerden daha gerçek. Bir sonraki yazıda bu gerçekçilikle, daha doğrusu bana denen gerçekçiliğe karşı benim neler yaptıklarımla ilgili bir şeyler karalamaya çalışacağım. O zamana dek, hoşça kalın.

"Ben diyebilirim ki meselaaa:

Özel tasarım iç çamaşırı seç, ölmüş bir ilişkiye biraz hayat katmak adına beyhude bir çaba.

El çantalarını seç. Yüksek topuklu ayakkabılar seç, kaşmir ve ipek kendini mutlu gibi hissetmek için. 

Kendini camdan atan bir kadın tarafından Çin'de üretilmiş bir Iphone seç. Ve Güney Asya'da bir mağazdan alınmış ceketinin cebinden çıkarma. 

Facebook'u, Twitter'ı, Snapchat'i, Instagram'ı seç ve tanımadığın insanlara kin kusacak binbir türlü başka yol seç. Profilini güncellemeyi seç. Kahvaltı ettiğini dünyaya duyur ve birinin, bir yerlerde bunu umursadığını umut et. 

Eski sevgililerini aramayı seç. Onlar kadar kötü görünmediğine çaresizce inanmak için. 

Her şeyini bloglardan paylaşmayı seç, ilk otuzbirinden son nefesine kadar. İnsan ilişkisinin indirgendiği nokta dijital bir veriden fazlası değil. 

Estetik ameliyat olan ünlüler hakkında bilmediğin on şey seç. 

Kürtaj için bağırmayı seç. Tecavüz şakalarını, kadınlara laf atmayı, eski sevgilini ifşa etmeyi seç ve bitmek tükenmek bilmeyen depresif kadın düşmanlığını. 

11 Eylül'ün hiç yaşanmadığını ve yaşandıysa da sorumluların Yahudiler olduğunu seç. 

Ne zaman biteceği belli olmayan mesaileri ve işe gitmek için iki saat yol gitmeyi seç ve çocukların için de aynısını ama daha kötüsünü seç, kendi kendine belki onların başına gelmediği için telkin et. 

Sonra arkana yaslan ve acıyı, sikko bir mutfakta üretilen adı bilinmeyen bir uyuşturucudan bilinmeyen dozlarda alarak dindir. 

Tutulmayan sözü seç ve keşke başka türlü hareket etseydim de. 

Kendi hatalarından asla ders çıkarmamayı seç. 

Tarihin tekerrür edişini izlemeyi seç. 

Her zaman hayalini kurduğun şeye ulaşmak yerine, ulaşabileceğin şeylere ulaşmaya kendini yavaştan alıştırmayı seç. Aza kanaat et ve mutluymuş gibi yap. 

Hayal kırıklığını seç ve sevdiklerini kaybetmeyi seç. Onlar hayattan ayrılırlarken senin bir parçan da onlarla birlikte ölür, ta ki bir gün parça parça hepsinin öldüğü güne kadar ve senden ölü ya da diri denebilecek tek bir parça kalmayacak. 

Geleceğini seç Veronika. 

Hayatı seç."