19 Ağustos 2015 Çarşamba

Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı



İle "Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı" kuzen sanki -hep ikisini karıştırırım-, "Çok Eski Adıyladır" ile de kardeş -kardeşler karışmaz-. Bilemiyorum. İsimlerini çok sevdiğim bu kitapların içeriklerine bayıldığım söylenemez. Sadece Bilge'ninki için bir şey demek istiyorum, daha önce yine internete konulmamış şu cümleler, benim kitapta en vurulduğum kelimeler, nasıl olmaz bilmiyorum, belki de yine ben bulamadım:


"Oysa biraz daha durmak istiyor dışarıda. İyice üşümek, iyice titremek, ısınmamasıya titremek, üşümek.

Bitmemiş şeyler var. İçeri giremez daha."

Hüznün paçalarından bu kadar aktığı bir cümle/cümleler ile daha sonra kaç kez karşılaşırım bilmiyorum.


Tabii ki, şu bilinen pasajı da çok severim, sevilmesini isterim:




"Ama onu sevmeyenlerin... Sahi, niye sevmezlerdi? Birkaç kez kendisiyle daha yakın bir ilişki kurmak istemiş olanlar vardı. Hiçbirine güler yüz göstermemişti. Manastırda hepsi kardeşti. Yeterdi bu. Daha yakın bir kardeşlik istemiyordu Andronikos. Tartışmalarına katılmaktan ne zamandır kaçınmıştı. Tartışmalar artık onu hiç ilgilendirmiyor da ondan. Tartışılacak şeylerin neler olduğu önceden belli zaten. Bunların tartışılması bile gerekli değil. Tartışılması, herhangi bir sonuca da ulaştırmıyor; yalnız, birkaç kişinin birkaç saat boyunca birtakım büyük adlar sayıp gölgelerine sığınarak, "bence" sözünü her cümlenin altında sezdirerek olmadık saçmaları kafalara kaka kaka yinelemesinden öteye geçmiyor. Geçmiyordu. Şimdi, öyle düşünmeli, öyle yapmalı cümleleri. Geçmiş zamanda.
Andronikos, önceleri korku duymuştu içinde. Bu tartışmalara katılmıyor, katılmak istemiyor, katılamıyordu artık. Daha kötüsü, katılması için içinden gelen bir dürtü, bir istek yoktu. Yoktu, çünkü –işte burası korkutucuydu– çünkü tartışılanların önemine, gereğine inanmıyordu. Böyle şeylerin tartışılması saçmaydı. "

Bir de geçenlerde, bir şiir kitabının rastgele sayfasını açtım şöyle diyordu:

AKŞAMSEFASI

Nereye gitsem, hangi boylama sığınsam
Bir kentin kenar mahalleleri gözlerin
Ne kadar bulvarlara yerleştirsem de anılarımı

Sensin, kendinden öte bir şeysin
Bence biraz daha uzatmalısın saçlarını
Bir yaprak fırtınasında usulca rakı içeyim

Anladım, adı niye akşamsefası bu çiçeğin...


Koyulaştırdığım lafa ba-yıl-dım. Bayıldım, bir şiirde bu kadar mı tatlı bir istek olur, üstelik herkesin kısacık kestirdiği saçlarını bu devirde? Ahmet Erhan abime katılmamak elde değil. Sonu da müthiş elbette.

"Tu seras mi, baby", şarkısını da "Dirty Dancing"den, "Be My Baby" olarak hatırlıyoruz. Bu İspanyolcası elbette. Daha çok seviyorum nedense:






Not: Fotoğrafı "Kış Uykusu"ndan seçme nedenim gitgide filmi sevmeye başlamam; izlediğimden bu yana epey zaman geçti ve hâlâ bir filmi (sinema, ki artık pek de sevmediğim bir mecra) düşünüyorsam sevmişim demektir. Filmin Çehov soslu olmasının da etkisi vardır elbette. Aydın ve Nihal ve Necla çok ama çok tanıdıklar. Özellikle bana. Sonra, bazı klişeleri sevmedim. Kısacası, uzun ama evet. Kısa ve uzunu art arda kullanarak size kelimeli oyun yaptım, nasıl? Böö! 



4 yorum:

  1. ah bu blogu ne kadar özlemişim!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Artistlik yapıp bütün yorumlara aynı anda yorum yapacaktım başka yorum gelmedi hahahah.

      Ben de seni özledim başbakan Mia =)

      Sil
  2. Ben bu filmi izlemeyi unuttuğumu fark ettim senin sayfanda rastlayınca. Uygun bir duygu durumuna, havaya, bir akşam vaktine erteleye erteleye, resmen bu zamana kadar izlememişim. Soğuk bir havada, gece 23.00 civarı ve kafam bomboşken izlemem gerektiğini hissediyorum, bu şartlar bir araya geldiği zaman bu defa unutmayacağım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ooo, o zaman çok sarar, özellikle soğuk bir yerde. (Hava soğuk sen sıcaktaysan da tam olmaz.) Bu sıcaklarda uyutucu bir etki yapabilir. Ne diyor be bu filan. Ama ben hâlâ düşünüyorum Aydın'ı ara ara. Ne çektik be.

      Sil