26 Ekim 2014 Pazar

Kaf Dağı'nın Ardı




"Öyle sanıyorum ki, bu, insanların akıllarını kafalarında sanmalarından oluyor; hâlbuki akıl rüzgârla Kaf Dağı'ndan gelir."



"Her gün, her saat, isteksiz ama zorunlu ziyaretler, konuşmalar yapıyor, mesai saatlerini doldurup zoraki, coşkusuz tekdüze yaşamlarını sürdürüp duruyorlardı. Tüm bunları makineler de yapabilirdi ya da belki yapmaz öylece bırakırdı. İşte bu makineleşme içinde -bende de olduğu gibi- benliklerinin bilincine varamıyor, yaşamlarını eleştirip verimsizliğini, saçmalığını, onlara kötü kötü sırıtan anlam belirsizliğini duyumsamıyorlardı. Çok da haklıydılar!"


"Suçu erdem kılmak için kaç kişiye ihtiyaç var?"

7 Ekim 2014 Salı

Olan Bitene Dair Hissettiklerim



"Bir insanın kendisinden çok şey istemesini anlıyor ve onaylıyorum.

Ama bu isteği başkaları üzerine de yayar, yaşamını iyi uğruna sürdürülecek bir "savaşa" dönüştürürse, bu konuda bir yargı vermekten kaçınırım; çünkü savaşa, eyleme, muhalefete en ufak değer vermeyen biriyim; dünyayı değiştirmeye yönelik her girişimin, sonunda savaşa ve şiddete yol açacağını bildiğimi sanıyorum, bu yüzden hiçbir muhalefet cephesinde yer alamam, çünkü bunun beraberinde getireceği sonuçları onaylamam düşünülemez.

Yeryüzünün haksızlık ve kötülük hastalığından kurtarılabileceğini olası görmüyorum.

Bizim değiştirebileceğimiz ve değiştirmemiz gereken bir şey varsa, kendimizdir, bizim sabırsızlığımız, bizim bencilliğimiz (düşünsel bencillik de içindedir bunun), bizim alınganlığımız, sevgi ve hoşgörü eksikliğimizdir.

Bunun dışında dünyayı değiştirmeye yönelik her girişimi, ne kadar iyi niyetle yola koyulursa koyulsun, yararsız buluyorum."



"Binlerce kişinin silah taşıyarak bir arada yürümesiyle beslenen bir kardeşlik duygusunu ne askerî, ne de devrimci biçimiyle kabullenemem."



Bu sefer yazılanları kimin söylediğini yazmama nedenim, sözleri veya yazarı çok sevmemden kaynaklı değil.Yazan, zaten mükemmel bir yazar-romancı. Buna şüphe duyulmuyor dünya tarafından ama size uymuyorsa düşünceleri, kıyasıya ve çekinmeden eleştirebilesiniz diye yazmadım. Yoksa başka bir nedeni yok.

Şu an yaşadıklarımıza, bir süredir yaşadıklarımıza, yaşıyor olduklarımıza, suskunluklarıma, neredeyse hiç girmediğim politika hakkında düşüncelerime örnek teşkil etsin diye yazdım buraya. Benim için budur. (Bir nedeni de internette bulunmaması.)


Demokrasi anlayışım ise Eflatun ile benzerdir. Eflatun ne diyor:

"Demokratik rejim halkı aydınlatmaktan çok, halka yaltaklanan bir rejimdir ve demokrasinin muhtemel sonucu tiranlıktır. Toplumda daha bilgili, daha yetenekli olan insanların böyle olmayanları yönetmesi gerekmektedir."

İkinci kısmı atarak şu cümleyi eklemek daha mantıklı: Devleti filozofların yönetmesi gerekir. Ya da devleti yönetenler filozoflaşmalıdır.

5 Ekim 2014 Pazar

Hür Olmak İstemem




-Ama neden? Sen hür bir insan değil misin?

-Hayır! Değilim!

-Hür olmak istemez misin?

-İstemem!

(Sanırım benim öteki insanlardan farkım da bu. Özgür değilim, bunu biliyorum, özgür olmak için uğraşmayacağım çünkü yersiz, çünkü boşa, çünkü ne olursa olsun tam manasıyla hür olamayacağım, böyle bir şey yok, imkansız, yapısını hiçbir hareket karşılamıyor, yaşam devam ettiği sürece, hukuk-etik-ahlak olduğu sürece, insan hatta canlı herhangi bir şey olduğu sürece, hatta sindirim sistemin çalıştığı sürece, dolaşım sistemin sayesinde ayakta durduğun her an, yüzünün kırıştığı her saniye aslında özgür değilsindir evlat. Sevdim bu diyaloğu, aslında geçtiği kitap tamamen tersi psikolojide yazılmış; ben kendimce yine durumuma uygun olanı seçtim.)


Bir de şu çok hoşuma gitti, yani bu yaklaşım, keşke bana böyle cümleler kursalar, arkadaşlarım. Sahi, oturup konuşabileceğim insanlar neden yoklar, neredeler ve neden bu kadar uzaktalar eğer varsalar:

"Ve milyonlarca yıl öncesinin kıçı boklu amipinin, bugün yakışıklı kışlık montuyla köşede 'Taksi!' diye bağırıp çağıran bir adama dönüştüğüne inanmıyorum."