14 Eylül 2014 Pazar

Ezop'tan (Aisopos) Kıssadan Hisse




Tarık Dursun K. pek çoğumuzun gayet sevdiği yazarlardan. Ezop Masalları'nı da çevirmiş kimse. 1966'da, kendisi yolun yarısında iken.

Kısaca, çocukken okuduğumuz bu metinlerin bazılarını son derece korkunç ve zararlı buldum. Ama bazıları da var ki, mükemmel. 2500 sene önce yazıldığını belirtmekte de fayda var, fazla bilmiş ve duyarlı kimseler gibi konuşmadan evvel.

Bu topraklar, gerçekten bereketli imiş. Bu vesile ile Tarık Dursun K.'ya da güzel ömürler dileyelim.

Bir masalının kıssadan hissesinde şöyle buyuruyor Ezop:

"Bazan ülkelerin başına vurdum duymaz ama iyi yöneticiler gelir.
Bazan da karanlık düşünceli zorbalar.
Ne öylesi olmalı, ne böylesi.
En uygunu yurdunu, ulusunu seven, onların iyiliğine çalışan, yoksulu yoksulluktan kurtaran, eşitliği kuran kişiler olmalı."

6 Eylül 2014 Cumartesi

Woolf, Dickinson ve Jiri



*   Belli başlı yazarlar var, bunlara eleştiri kabul edilmiyor, hangi kertede okur olursanız olun, fark etmez. Bu yazarlara dil uzatamazsınız, beğenmek zorunda değilsinizdir ancak beğenmediğinizi dile getiremezsiniz, yadırganırsınız. Virginia Woolf da onlardan biri. Mrs. Dalloway adlı kitabında (Başyapıtı mı bilemiyorum, bence değil. Nasıl ki Dostoyevski'nin başyapıtı olarak Suç ve Ceza'yı gösteremeyeceksek pek sevgili Clarissa için de bu yorumu doğru bulmuyorum.) şöyle buyuruyor:



   "Güneş buluttan geçerken düşüncelere durgunluk çöker, çalışma durur. Zaman direklere çarpar. Kalakalırız. Duygudan yoksunuzdur, insanın gövdesini ayakta tutan, artık alışkanlıkların iskeletidir. O da bomboştur zaten."




   "Yoo, hayır, hayır! Hâlâ aşık değildi ona. Yalnız bu sabah makasların, ipliklerin arasında partisine hazırlanır görünce onu düşünmekten kendini alıkoyamayacağını anlamıştı; tirende yanında uyuklayan biri gibi her sarsıntıda gövdesine çarpıyordu; aşk değildi bu; onu incelemek, düşünmek, otuz yıl sonra yeniden yorumlamaya çalışmaktı."




   Ben bu iki alıntıya bayıldım. Sadece bu iki alıntı için bile sevdim diyebilirim kitabı. Ama kesinlikle önerebileceğim bir yapıt değil. Zaten blogun sıkı takipçileri bilirler ki ben etkilendiğim kitapları veya alıntıları buraya yazmam. Çok kötüyümdür. Yazmak için ölürüm, sayfalarca söz etmek isterim ama kıyamam. Her neyse, kısacası bu iki alıntıdan etkilenip Mrs. Dalloway almaya kalkmayın, ya da kalkın siz bilirsiniz. Kitaplığınızda bulunmasının bir zararı olmaz. Sadece kitap boyunca bunca güzel cümle olduğunu sanılmasın.
   Birkaç tane daha vardı sevdiğim alıntı, ama internette olan ve kolayca bulunabilen cümleler diye belirtmedim. Çok zor bir kitap. Aynı şeyleri Faulkner okurken de hissediyorum. Çok güzel evet, yorucu evet, sevdim mi, çok değil. Ama şöyle de bir şey var ben kitapları çok uzun zamandır "sevdiğim" için okumuyorum. Okumam gerektiği için, kendimi geliştirmem için okuyorum. Severek okuma işini çoktan geçtim sanırım. Ama arada çok sevilecek kitaplar da çıkmıyor değil. Az da olsa, beklemediğimiz anlarda bu küçük sürprizler epey mutlu ediyor bizi.
   Bayan Dalloway'i Tomris Uyar başarıyla çevirse de (Eminim, İlknur Özdemir de güzel çevirmiştir.) bana göre değil. Bu çok kolay başından savma cümlesi elbette ama değil gerçekten. Çok debelendim okumak için, nihayet bitirebildim. Faulkner amcamı okurken her cümleyi anlamlandırmaya çalıştığımdan zorlanmıştım, Woolf'ta ise aynı hataya düşmedim. Eğer okuyacak olan olursa  şayet ona da öneririm: Eğer bilinç akışı tekniğini abartan yazarlar okuyorsanız, isimlere takılmayın. "Ne demek istiyor, bunlar kim, önceki sayfalarda söz etmiş miydi, ne alaka, çevirmen hatası mı," diye düşünmeyin. Okudukça, özellikle kendinizden geçerek okudukça ne demek istediğini kendi kendinize zaten anlayacaksınız.




*   Emily Dickinson'ı ne zaman takip etmeye başladığımı hatırlamıyorum, kesinlikle okuduğum bir yazardan duymadım, izlediğim bir filmden de. Sylvia Plath sayesinde de olmadı. Robert Frost dolayısıyla da. Usumu zorladığımda zannedersem 

"Daha yalnız olunabilirdi,

 Yalnızlık olmasaydı" 

dizesinden sonra yakın plana aldım diyebiliyorum kendisini. Bu, Virginia Woolf'tan bahsetmişken, bir önceki yayında "kadınlar"dan bahsetmişken, bir de şairini analım dedim. Defterimizi açıp baktığımızda, elbette ki bir sürü Dickinson dizesi bulduk. Eski şiirli günlerimizi özlemle andık. Artık şiir okumadığımıza hayıflandık. Günler, geçer dedik. Ne diyeceğiz? (Neden bir anda çoğul konuşmaya başladım ben de bilmiyorum.) 

Birkaç kuple:


"Geçen gün bir dünya kaybettim,

Kimse buldu mu -acaba?"

"Özlemek için-gökler-pek sıradan olunca-" (Ben bu cümlede tek bir şey anlıyorum, sen?)


"Cennet'te kürek çekebilseydim

Ah, deniz!
Demir atabilseydim sana
Bu gece - demir atabilseydim."

"Kalbim, unutacağız onu,

           Bu gece, sen ve ben.
Ben ışığı unutayım,
           Onun sıcaklığını sen.

Unuttuğun vakit, söyle bana,

           Ola ki düşüncem donar.
Acele et, oyalanırken sen,
           Hatırlayabilirim onu tekrar."


"Bir Kalbi kırılmaktan koruyabilsem
Yaşamış olmayacağım boşuna
Bir Hayatı Acıdan kurtarabilsem

Bir Ağrıyı dindirebilsem ya da


Ya da bayılan bir Kızılgerdanı
Koyabilsem yeniden Yuvasına,

Yaşamış olmayacağım Boşuna."


"Bana acının sınırlarını bıraktın
Engin deniz gibi;
Sonsuzluk ve zaman arasında,
Senin bilincin ve benimki."


"Hatırlamak unutmaksa eğer 
Hatırlamam ben; 
Eğer unutmak, hatırlamaksa, 
Ne kadar yakınım unutmağa! 
Neşeliyse yokluğunda acı duymak 
Ve yas tutmak eğlenceliyse, 
Ne kadar mutludur bugün 
Bunları toplayan parmaklar!"


*   Bir tane de Milan Kundera'dan alıntı yapayım. Daha doğrusu onun kitabı Yaşam Başka Yerde'de yine kendi gibi Çek olan şairden. 24 yaşında ölen Jiri Wolker'dan yaptığı alıntı, şöyle buyuruyor (bu "buyuruyor" lafına görüldüğü üzere tavım):


"Büyük düşler öldürüldüğünde 
çok kan akar."