5 Ekim 2014 Pazar

Hür Olmak İstemem




-Ama neden? Sen hür bir insan değil misin?

-Hayır! Değilim!

-Hür olmak istemez misin?

-İstemem!

(Sanırım benim öteki insanlardan farkım da bu. Özgür değilim, bunu biliyorum, özgür olmak için uğraşmayacağım çünkü yersiz, çünkü boşa, çünkü ne olursa olsun tam manasıyla hür olamayacağım, böyle bir şey yok, imkansız, yapısını hiçbir hareket karşılamıyor, yaşam devam ettiği sürece, hukuk-etik-ahlak olduğu sürece, insan hatta canlı herhangi bir şey olduğu sürece, hatta sindirim sistemin çalıştığı sürece, dolaşım sistemin sayesinde ayakta durduğun her an, yüzünün kırıştığı her saniye aslında özgür değilsindir evlat. Sevdim bu diyaloğu, aslında geçtiği kitap tamamen tersi psikolojide yazılmış; ben kendimce yine durumuma uygun olanı seçtim.)


Bir de şu çok hoşuma gitti, yani bu yaklaşım, keşke bana böyle cümleler kursalar, arkadaşlarım. Sahi, oturup konuşabileceğim insanlar neden yoklar, neredeler ve neden bu kadar uzaktalar eğer varsalar:

"Ve milyonlarca yıl öncesinin kıçı boklu amipinin, bugün yakışıklı kışlık montuyla köşede 'Taksi!' diye bağırıp çağıran bir adama dönüştüğüne inanmıyorum."




9 yorum:

  1. Güzel bir yaklaşımmış ve evet neden oturup arkadaşımız dediğimiz insanlarla bu konuları konuşamıyoruz? İnsan olarak sorunumuz; ya dinlemiyoruz ya da dinlemek istemiyoruz. Ya saygı duymuyoruz, ya da anlamak istemiyoruz. Ya da...'lar böyle uzar gider; bahaneler, bahaneler..

    YanıtlaSil
  2. Oturup konuşabileceğin, sana böyle cümleler kuracak arkadaşların vardır ve nitekim de kuruyorlardır ama duymuyorsundur sen(dinlemiyorsun demiyorum, bilirim sen çok iyi bir dinleyicisindir.=)), uzak da değillerdir eminim, önceden koyup koruduğun mesafelerden ulaşılmaz gibi görünüyorlardır. Bence insan ne yaparsa yapsın her şeyi kendi için yapar, benliğinin belki buna ihtiyacı vardır. Sadece onu dinle ve onu hiç ihmal etme. Sana güzel cümleler kurmayı çok dilerdim, ama pek beceremiyorum. Ülkü Tamer'den bir alıntı ile kapatıyorum beceriksizliğimi.

    "Mektupsuz koma beni,
    Yılların sana öğrettiğini sen bana öğret,
    Parmaklarının gölgesini gönder."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Madem kim olduğunu biliyoruz o hâlde, ona göre cevap yazalım =)

      Ben genelde insanlarla arama mesafe koymuyorum, onlar benle aralarına mesafe koyuyor. Ben de buna uyuyorum, sonra sanki araya mesafe koyan benmişim gibi hâl ortaya çıkıyor =)

      Benim davranışlarım buna sebep oluyor olabilir kesinlikle, onu da kabul ediyorum, gıcık bi' insanım evet, ama biraz da böyle yani. Ne diyeceğim bilemedim.

      Selamlar ve alıntı için teşekkürler.

      Sil
  3. İnsan denilen belki de özgür olamayacağını bildiği için özgür olmak istiyordur. Nasıl olsa "asla özgür olamayacak olmanın" getirdiği huzurlu güven ortamı ile istemek kolay neticede. Artık aptallık mı dersiniz buna, karşı koyma mı, kendi yolunu çizme mi, nafile uğraş mı, neyse.

    Mesafeler demişken... Sen kendinle arana mesafe koyuyorsundur belki. Hem öyle bir mesafedir ki bu, insanlar sana ulaşamayıp kendilerini bile şaşırıyorlardır belki? (konuşuruz)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim anlamadığım tamamen zaman kaybı olan bi' kaygı için bu kadar düşünülmesi, hayaller kurulması, ömrün yetmeyeceği bilinmesine rağmen...

      Zamanımız zaten az, bir de bu ütopyayı düşünmek gereksiz. Bir kere sen doğurulan bir bireysin, neyin özgürlüğünden bahsediyorsun bre insan! Sen iki insanın sevişmesinden ortaya çıkmışsın, ne kadar özgür olabilirsin yani. Heh.

      Şey diyorlar, güzel kılıfa uydurmak için: Özgürlük aslında istemediğini yapmamaktır. Retorik kasmanın bu kadarı. İnsan istemediği şeyleri yapmamak için mi yaşar, istediği şeyleri yapmak için mi? Ne garip. Bu bakımdan bakarsan eğer hiçbir şey yapmazsan özgürsün demektir. (Tabii eğer hiçbir şey yapmamayı da istemiyorsan o başka.) Öylece durursan ve hayatı seyredersen özgürsün. Denediğinde biter.

      Kısaca özgür olmak/olmamak, yine dediğim gibi kabullenmekten başlıyor. Sanırım.

      Sil
    2. Kabuller... Kabuller yaparak ancak "özgürlük sanısı" elde edilebilir sanırım; o da edilebilirse. Mesela yalnızlığın kabulü yapıldığında, insan artık kimseye ihtiyacı olmadığını iddia eder. Böylece bir nebze özgür olduğunu düşünebilir. Özgürlük diye bir şeyin aslında var olmadığının bilincinde olan biri için bu kabul, kişinin kendisini kandırmasından başkası değildir. Özgür olmak için de sanırım olmamak gerekiyor. Ya da "yok" olmak. O da artık mümkün değil.

      Sil
    3. Yani ben kendimi kandırıyorum mu demek istiyorsun, anlamadım =)

      "Özgürlük diye bir şeyin aslında var olmadığının bilincinde olan biri için bu kabul, kişinin kendisini kandırmasından başkası değildir."

      Sil
    4. Sanırım öyle demek istedim. Kendini kandırdığının bilincinde de olmak önemli. Bilerek mi yoksa farkında olmadan mı kandırıyorsun? (bunlar başka meseleler sanırım=) Az önceki örnekten yola çıkarsak, yalnızlık kabulüyle özgür olduğunu düşünen kişi kendini kandırıyordur. Çünkü her koşulda sevgiye ve kimselere ihtiyacı vardır. Belki bu koşul bir tek şu durumda geçersiz olabilir; o da kendisinden başka birilerinin varlığından haberdar olmayan biri için. Yani bir tek o kişi sevgisiz ve kimsesiz yaşayabilir. Ki onun da zaten yalnızlık kabulüyle işi olmaz. Susuyorum =)

      Sil
    5. Ben zaten o yorum kısmında Rousseau'dan yaptığım alıntı için düşüncemi söyledim. Benim düşüncem değil bu yani.

      Özgürlük diye bir şey yok, kabullenme değil bu aslında, biliyorum. Yok. Mümkün değil =) Üzgünüm.

      Sil