23 Ağustos 2013 Cuma

Bazı Şiirler Kısa Hikâyelerin Hasıdır



Kısa hikâyelere yüklediğim anlamı anlatmaya bile kalkamıyorum. O kadar uzun ki, bir ara yazayım dedim yazamadım. Şiirde de, özellikle çeviri şiirde, çok güzel kıpkısa hikâyeler oluyor. Şiirli söylenmesi, çok yalın ve vurucu olması ve şiirden pek de nasibini almamış olması onları kısa hikâye havasına bürüyor. Bu da dünyadaki en tatlı şeylerden biri kesinlikle. Sizi sebepsiz mutlu ediyor. Çikolata gibi. Yani tatlı gibi.

İki örnek vereceğim başlıkla ilgili. Aslında ikisi de epey şiir ama daha çok kısa hikâye olduklarını düşünüyorum. Biri Amerika öteki Asya'dan.

*

Biri, herhangi biri, neden bunca zaman bir şiir kitabının yayımlanmadığını merak ettiğim abim Carl Sandburg'un şiiri. Ve güzelim Ali Püsküllüoğlu çevirisi. Onca ödüllü adam halbuki, Türkiye'deki yayın-evleri ciddi anlamda tuhaf.


DUVARCININ AŞKI

Kendimi öldürmeyi düşündüm, ben olup olacağım bir duvarcı,
  sen eczanesi olan bir adamı seven bir kadınsın diye.
Alıştım, umurumda değil; tuğlaları eskisinden daha düzgün diziyorum 
                                ve şarkı söylüyorum inceden, elimde mala, öğleden sonraları.
Güneş gözlerime gelip de merdiven titrerse altımda ve tuğlaları da
  yanlış yere koyarsam, anla ki seni düşünüyorum.









Asyalı abimiz ise çok yüzyıllar önce yaşamış. Çinli esasen. İsmi Po Chu-I. Zıpır çevirileriyle ünlü Orhan Veli Kanık usta dilimize aktarmış. Orhan Veli'nin kendi de çevirileri ve şiirleri kadar zıpırmış. Hatta bazı çevirdiği şiirleri aslında çevirmediği, uydurduğu, kendisinin yazdığı bile söylenir. Bu öyle mi bilmem ama çok beğendiğimi söyleyebilirim. Benim hissetiklerimi hissetmeniz önemli bunu okurken tabii ki (belki size fazlaca basit ve saçma gelebilir), ama her şiir okuyan her kişide farklı anlamlanır bu da onlardan. Çok hüzünlü, çok yalın, aynı zamanda dopdolu ve çok vurucu bence. Her ikisi de.
SABAHA DEK
Bütün gün ayaktayımdır; avluda; 
Otururum lâmbanın altında, sabaha dek;
Öyle bir sır ki bu, kimseler anlamaz;
Göğüs geçirim, arasıra.

4 Ağustos 2013 Pazar

Ahmet Erhan Anım


Geçenlerde sipariş verecektim internetten, yine kitap alacaktım.

Bakarken kitaplara, imzalı olanlara da bakayım, dedim, Uygun bir şey çıkarsa alırım. Garip olan bu değildi.

Ahmet Erhan'ın ilk şiir kitabının, ilk baskısının imzalısını gördüm. Dedim, Alsam mı almasam mı.

Yine hayaller kurmaya başladım, dedim, Nasılsa ileride yazar olacağım, Ahmet Abi genç, alırım imzalatırım, hem de kendi adıma. Zaten çok da beğenmemiştim son aldığım kitabını.

Aldım.

Neden aldım hatırlamıyorum, ama aldım.

Geçenlerde yazışıyoruz, mektup arkadaşımla. İnternet üzerinden. Dedim böyle böyle bir yazar var, 1 Ağustos'ta. Tanıyorum ben onu, dedi o da.

Bir şeyler oldu ve okuyamadım onu, dün geceye dek. İçim sıkıldı ve kitabı bıraktım.

Sabah kalkınca okudum, bitirdim ve kitaplığa koydum. Açtım bilgisayarı ve öldüğünü gördüm.

Onca ölmeli şiir, üzerimde yarattığı etki, 'Bugün de ölmedim anne' diye sevinirken bir gece ölmek. Oysa tanışacaktık, ben kitabımı kendi adıma imzalatacaktım, sen beni sevecektin, hikâyelerimi beğenecektin. Amerikalı şairlerden bahsedecektik.

Hiç tanımadığım bir insanı çok seviyorum artık, öyle fazla okumadan üstelik.

Bu yazı da yazılacaktı, alıntı yapılacaktı birkaç şiirinden. '80 öncesi insanları anlamak için bu kitap okunmalı diyecektim. Ve insanları anlamak için de. Çünkü '80 öncesi ve sonrasıyla insanları çok değiştirmiş diyecektim. Ve buna, benim bir zamanlar inanmadığım gibi inanmıyorsanız, yakılan her kitabın ardından gözyaşı döken bu abimi okuyun diyecektim.

Sonra hakkı verilmiyor pek diyecektim bilmiş bi' edayla, Cahit Külebi gibi. Sonra Cahit Amca'dan birkaç şiir koyacaktım. Ondan bahsedecektim. Bak bu adamı da bilmiyorlar diyecektim. Bunları hiç okumadı kimse bunca yıl, görmezden gelindi filan.

Bu yazı da hiç yazılmayacaktı. Ne güzel olurdu. Ve keşke hiç yazılmasaydı.

---

"Gözlerim her renkte saklı bir karayı arardı."

"Acı, takunyalar giyererek yürürdü yüreğimde
Sevincinse tüyden ayakları vardı."

"Sokaklara bakan pencerelerde
Gözlerimin izi kaldı artık."

"Özlediklerim artık özlenmekten yorulurlar."

"Mermerlerin üstüne kazınacak
Sözler söylemediler bu dünyada
Yüzleri bir ressama poz vermeye de
Hiç uygun değildir.
Çünkü değişir, acıdan sevince
Umuttan düş kırıklığına ikide bir.

Adlarını da aklında tutmaya çalışma.
Kahpece öldürüldüler dersin. Çok severlerdi bu
               ülkeyi.
Böyle söylersin. Bir gün soran olursa."




"...Bu tedirginlik, bu çılgınlık, bu sancı
Bir gün biterse eğer;
Bırakacağım şiir yazmayı.
Gidip portakal satacağım bir deniz kıyısında.
Ne bileyim, bir dalgıç da olabilirim örneğin
Sabahlara kadar yollarda dolaşabilirim
Üstelik sevdaya filan da tutulmamışken.
Ne bileyim, şimdi kurumuş olan göz pınarlarım
En küçük şeylerde bile boşanabilir örneğin..."

---

Seni Seviyorum. Hoşça kal.