17 Temmuz 2013 Çarşamba

Midemi Bulandıran Şeyler



Bunu seri olarak yapmayı tasarladım.

İlk sayısında yer vereceğim konuysa kesinlikle nitelikli edebiyattan az anlayan insanlar. Bu kişileri bir milyon kilometreden seçebilirsiniz. Pek bir şey bilmedikleri gibi, çok şey konuşmaya çalışırlar. Durduk yere yazarlardan alıntılar yapıp, bir şey biliyormuş havalarına girmeye bayılırlar. Acınası bir durum. Bazıları vardır, iğreti durmaz; bazılarının yapmacıklıkları bellidir ya, onu diyorum işte.

*

Kitapları çantalarında değil, ellerindedir. Tırnak içine alarak konuşurlar. Yazarlar hatta. Oldukça kötü yazarlar. Senin onları yermemek için sustuğunun farkında olmazlar. Ya da seni yeterli görmediğinden. Kitapların arasında fotoğraf çektirirler, sosyal mecrada muhalif tutum sergilemeye çalışırlar. Farklı davranmaya çalışırlar, çok itici olduklarını bilmeden yaşarlar. İnsanların değerlerini aşağılarlar, garip laflara meraklıdırlar. Kendilerini bir şey zannederek yaşarlar. Tavırlıdırlar.

Özellikle sözlüklerde, twitter'da ve facebook'ta (bu son ikisine üye olmadığımı belirtmede lüzum görmüyorum) yeni okudukları ve aptalca etkilendikleri sözleri yazarlar, aklı-evvel hareketlerle çevresindeki o kadarcık bile okumamış insanlara hava yapmaya çalışırlar. Kötüsü bunun hiç farkında değilmiş, sanki hiç de bunlar için yapmıyorlarmış gibi bir de dostu olduğunuz için sizi suçlarlar. Tamamen okumayı sevenler kendilerinden faydalansın diye yapıyorlarmış. Çok faydalanacak insanlar var ya etraflarında ya da bunu dört gözle bekleyenler.

Sözgelimi bir kitabın son cümlesi, yakınındakinin bilmemkaçıncı paragrafının bilmemkaçıncı cümlesi gibi başlıklara yazılar yazarlar. Bol bol konu içerikli bilgiler, örnekler yazarlar. Ama bilmezler ki "spoiler" dediğimiz o tabir, tam da yazan ya da okuyan kesimin kullanmayacağı, bunlardan bahsetmeden konuyu ve hislerini anlatabilecekleri bir şanstır esasında. Bir kitabın içeriğini, sonunu vs. özellikle belirtmek, egonun, dahası ezikliğin ve hava atmaya çalışırken kendi ayağına çelme takmanın dik âlâsıdır.

*

Yahu okumak, ne zamandan beri böyle bir şey oldu onu da anlamıyorum. Hava atma gereci filan. "Okuyorum, hayal ediyorum eki eki, siz boşa zaman geçiriyorsunuz," değil arkadaşım okumak, bunu belirtmek zorunda hissetmek kendini. Siz çok yanlış anlamışsınız.

Okumak, sadece okumaktır. Bunu belirmek zorunda hissetmemektir tam tersi. Muhabbet açmak için değil, konusu geçerse konuşmaktır.

Egonun şişmesi değil, küçülmesi, küçücük olmasıdır. Çünkü esasında hiçbir şeye zaman yetmez ve ne kadar erken olursa olsun her şeye geç kalınmıştır.

Okursan eğer, ve sen gerçek bir okursan eğer kimseye hava yapmazsın bununla, gizli gizli okursun, sakına sakına açarsın kapağını kitabın, tümüyle ona konsantre olabildiğin alanlarda okursun. Önce kitabın fotoğrafını sosyal mecralara yükleyip sonra okumaya başlamazsın kesinlikle.

Müzikle, kalabalıkta, arabada okumazsın, (çünkü bilirsin ki müziğin hakkını veremezsin eğer okuyorsan), yalnızken okursun. Hakkını vererek okursun. Bunu paylaşma amacı da gütmezsin.

Çok sevdiklerine önerebilirsin ama tavsiye edecek kıvama hiçbir zaman erişemezsin.

*

Edebiyatla ilgili yazıların çok azını samimi buluyorum ne yazık ki. Bunlar çoğu zaman insanların öteki insanları etkilemek için yaptıklarını düşünmüyor, biliyorum. Bu işi samimiyetle yapanlarınsa kesinlikle bu mecralarda işlerinin olmayacağını, keşiş hayatı süreceklerini de biliyorum.

Dahası bu gibi yazılar yazanları bile samimi bulmayacaklarından eminim.

7 Temmuz 2013 Pazar

James Joyce Hazretleri Bir Öyküsünde Şöyle Buyuruyor




"Her kim ki..." 

*

   Bayan Sinico düşüncelerini niçin yazmadığını soruyordu ona.


   "Neye yarar," diye soruyordu o da, bilinçli bir aşağılamayla. "Altmış saniye süreyle bir düşünceyi tutarlı biçimde geliştirmeyi beceremeyen laf ebeleriyle yarışmak için mi? Ahlâkını polise ve sanatını galeri simsarlarına emanet etmiş budala bir orta sınıfın eleştirilerine kendini hedef etmek için mi?"






Not: Bu kitabı verdiklerime de selam olsun.