13 Nisan 2013 Cumartesi

Sonu Sürprizli Filmler


İnsan her geçen sene geçtiği senedeki kendini beğenmiyor. Bunu kelimelerle oynayarak daha farklı ve güzel bir şekilde ifade edebilirsiniz. İnsan bir de bu tür aforizmaları daha çok kendinde hissettiği eksikliklerden sonra çıkarabiliyor. Ben mesela, takılmıştım ya Rimbaud'nun sözüne, ben başkasıyıma, her an başkasıydım ya o günden beri aslında dünyam daha aydınlık diyebilirim, her sene başkası olmak pek de sorun yaratmayacaktı çünkü.

Bu tür/tip filmler, kendi tecrübelerime göre, belli miktarda film izlemiş ama kendisini etkileyecek olan o güzelim filmleri henüz izlememiş olanlar için geliştirilmiş sanki. Ben de bir zamanlar böyleydim. Sonu güzel olsun da filmin, en azından karşısında geçirilen iki saat bir anlam kazansın bari diyebiliyordum, çok terbiyesizmişim diyorum şimdi kendime. Ki o zamanlar da kendimi iyi bir film izleyicisi sanıyordum, nereden baksanız yüzlerce film izlemişliğim vardı çünkü.

Şimdi size sonu şaşırtıcı (başlık bilerek sürpriz seçildi okur, anla bunu) biten hiçbir film artık beni şaşırtamaz deyince belki inanmayacaksınız, belki ne burnu büyük bi' tip diyeceksiniz ama öyle. Kaçarı yok. Bu çok film izleyip, filmlerin sahtekârlığını görünce kendiliğinden edinilen bir güç. Öteki taraftan filmleri Çehov'un şu sözüne göre izlerseniz her şeyi tahmin edebiliyorsunuz, evet mâlum söz:

"Duvarda asılı silah, oyunun sonunda mutlaka patlar."

Diyelim ki filmde bir kız var, bir daha gözükmüyor mu filmin sonu şüphesiz o kıza bağlanacaktır. Yahut diyelim ki, ölümden korkmayan bir karakter mi var sonunda mutlaka ölecektir. Bu durum yeni nesil roman ve filmlerde hiç sekteye uğramaz çünkü detaylar belirliyor günümüz filmlerini ve edebiyatını. Yazan veya yöneten de böylece çok akıllı, sizden çok çok akıllıymış gibi görünen ama bu kadar basit ve mutlaka bir açığı olan ve şüphesiz bi' mantık hatası barındıran numaralar yapmaya yeltenince de sizin onlara olan saygınızı -varsa- sıfırın altına indiriyor.

Ne var ki, bunun tersini yapmaya çalışınca da yönetmen, yine bence, çok daha kötü bir hâl alıyor durum. Eğer sezilirse dünyadaki en kötü durumlardan biri daha ortaya çıkıyor: İnsanları aptal yerine koyar gibi yapıp aptal yerine koyma. Çok acıklı sonumuz. Üstelik bunları sanattan biraz anlayan, düşünen insanların yapması en fenası.

Sözü hatırlıyor musunuz şu Çehov'unkini. Yazının sonunun nasıl bağlayacağını tahmin etmişsinizdir o zaman. Evet, havada kalan paragrafa, oraya geliyorum. Birkaç yıl öncesine kadar yönetmen olmak istememe ne demeli peki, her şeyi bırakmama bunun için? Bazen bir güç var ve sizi bir yere gönderiyor, bundan pişman oluyorsunuz, şikâyet ediyorsunuz filan o anda ama memnun ediyor bu sizi sonradan, iyi ki orada değilmişim diyorsunuz ya da iyi ki bunları yaşamışım. Buna tanrısal güç de diyebilirsiniz ya da eskiden istediğiniz şeyi seneler geçtikçe istemediğinize karar vermiş olmanıza da yorabilirsiniz artık çok uzaklarda kaldığından o hayâl yahut gerçekten hem istemediğinize karar vermişsinizdir hem de tanrısal bir güce inanıyorsunuzdur ya da bunların hepsi tamamen bir tesadüftür, beyninizde oluşan bir illüzyondan ibarettir, gözlerinizi kapadığınız anda görebildiklerinizden arta kalanlardır.

2 yorum:

  1. "İnsan bir de bu tür aforizmaları daha çok kendinde hissettiği eksikliklerden sonra çıkarabiliyor" Bu cümleyi yeniden yazmama gerek yok :)

    Filmlere gelince,hiçbir zaman Tomris Uyar kadar bir sinema delisi olmadıysam da artık onun gibi çok uzağındayım filmlerin,en azından güncel sinemanın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tomris Uyar'a karşı bi' sempatim var, hatta öteki kadın yazarlardan daha çok. Tam bir sinema delisi olan beni bile küstürdüler bu sanata. Yapmacık geliyor istemsiz, sinirleniyorum ama sinirlendikçe de daha çok izliyorum. Şu listem bitse de kurtulsam. O alıntılık cümleyi de sen yazınca fark ettim, özensem çıkmazdı. Görüşmek üzere.

      Sil