29 Mart 2013 Cuma

Pezevenk ile Pet-Shopçular ve Çiçekçiler arasındaki muazzam benzerlik



  Pezevenk dediğimiz er kişisi, orospu dediklerimizi satar. Orospu dediklerimiz insandır esasında, yani insan satar. Bu pezevenkler kendilerini sattıkları için orospu diyoruz onlara. Aslında orospu kötü bir kelime değil. Üstelik yüzyıllardır her şey değişmesine rağmen bu değişmemiş. Çağımızın köleliği diyemeyiz ama kölelik olduğu ve uzun süredir değişmediği kesin. Bu kadar değişime yatkınken dünya, tümüyle aynı kalması ihtiyaçlarımızın, aslında ne denli gelişmemiş dürtülere sahip olduğumuzu gösteriyor.

  Pet-shopçular hayvan satar. Hayvanlara orospuya benzer bir isim bulamadığımız için, Pet-shopçuya Türkçe bir isim koyamadık sanırım. Hayvan-satıcı diyemeyiz, modern köleliğe girer. Demincek verdiğimiz örnekte olduğu gibi modern kölelik çağımızda hâlen devam ettiğine göre, hayvan-satıcı dememizde bir sakınca göremiyorum. Bazen gazetelerde okuyoruz ya, bilmemne köpeği dehşet saçtı ve bilmemkaç yaşındaki bir çocuğu öldürdü diye. İşte tam da bu durum, oldukça olağan bir olay. Köpekleri, sadece köpekleri değil tüm hayvanları, parayla satar, çoğalmalarını engeller, yaşadığı yeri katledersen onlar da seni öldürür. Sen onun kardeşini kısırlaştırmış, evine site yapmış, çocuğunu satmışsındır, o da senin türünde birini öldürmüştür, çok mu?

  Çiçekçi ya da botanik diye genişletebileceğimiz kitle ise çok daha trajik. Şimdi genel olarak bitkilerin canlıdan sayılmadığı bir dünyada yaşadığımızı hepimiz elbette biliyoruz. Ağacın kesilirken karşı koyamayacağını örneğin, ama ağacın bu duruma üzülmeyeceğini ve kalbinin kırılmayacağına emin olabilir miyiz? Üstelik insan eli değmese bile ağaç olabilir, ancak ağacın olmadığı bir yerde insandan söz edilemeyeceğinin farkında mıyız, sanmam. Komik durumların bir ötekisi de, vejetaryen dediğimiz hayvan dostu kesimin tamamıyla bitki düşmanı olması tavrı. Yahut manavlar. Manavların aslında ağaçların çocuklarını, çiçekçilerin de bitkilerin cinsel organını sattığını ve bunu inanılmaz derecede kokladığımızı, onları kopartıp evimizdeki başka bir vücuda eklediğimizi ve bu penisin orada da sertleşmesini umduğumuzu hiç düşündünüz mü, peki bu ne kadar etik, hiç de değil evet. Hiçbir bitki insanın cinsel organını kesip sonra başka birininkine takmaya çalışmaz.

  İnsanları satan küfür anlamında dahi kullanılabiliyorsa, satılan insan, kadınlara edilebilecek en büyük küfürse, hiçbir suçu olmayan hayvan ve yerinde güzel güzel duran çiçek ve bunları satanlar neden küfür anlamında kullanılmıyor? Birine seni pet-shopçu seni dediğimizdeki anlam boşluğunu düşünün, tıpkı o boşluk gibi hissediyorum birisi bana pezevenk deyince. Tükettiğimiz her şey bir gün akıllanacak, tüm zincirler kırılacak ve insan soyunu kurutacak. Bir gün aslanlar, devekuşlarına göstermek için sarışın insanları hapsedecek, bir gün fareler insanlar üzerinde deney yapacak, bir gün meyveler çocuk katili olacak Buna cân-ı gönülden inanıyorum.

2 yorum:

  1. Merhaba,
    Duygusal olarak doğru ama mantıksal olarak sakat gibi duruyor yazının anafikri.

    Demek istediğim şu; meyvenin üreme organını koparıp yiyen insan suçluysa; o meyveyi üretmek için yeraltındaki suyu emen bitkide suçludur...
    Veya şöyle diyelim.. Bi porsiyon kuzu haşlamayı güzelce mideye indiren insan ne kadar suçluysa, meradaki tazecik otları lüpleten o kuzu da aynı oranda suçludur bu mantıkta...
    Doğal yaşam çemberi bu.. Bitki-hayvan ayırdetmeden herşeyi yiyen insan bile ölünce bakteri ve kurtçuklara yem olur mezarında.. İnsanı yiyen kurtçuk, toprak altında ölür ve toprağa gübre olur... O gübreden beslenen tohum büyür ot olur... O otu yiyen kuzu gider farklı bir insana yem olur, insan ölür çevrim başa döner...
    Eğer bir haksızlıktan söz edeceksek, buradaki asıl haksızlık insanı hayattayken tüketen bir yaratığın olmaması, ya da bu çevrimin hakiminin insan olması.. Ama bunun için bir çözüm yok elimizde.. Yani doğanın değişmez kuralına müdahale etme şansımız yok...

    Bence insanın bu çevrimin hakimi olmasında sorun yok.. Asıl sorun insanın bu çevrimi bozduğunda başına ne geleceğini görmek/anlamak istememesi...
    Bilimsel olarak kanıtlandı ki sadece arı neslinin tükenmesi bile insan neslinin sonu için yeterli...Son arı öldükten sonra insan nesli max 50 yıl hayatta kalabiliyor hesaplamalara göre.
    Bu bilimsel çalışmalar ABD-AB-Çin-Rusya gibi ülkelerde yapılıyor, gazetelerde yayınlanıyor, tüm dünyadaki insanlar tarafından okunuyor ama bu konudan haberdar olan insanların %99,9999'u "peki ne yapmamız lazım?" diye sorma ihtiyacı bile hissetmiyor. Ama aynı %99,9999 çocuk yapma, ev alma, araba alma gibi konularda en ufak bir tereddüt yaşamıyor.
    Bu öyle bir bencillikki, kendi öz çocuğunun daha kötü bir dünyada yaşayacak olduğunu bile bile bu dünyaya sayısız çocuk getiriyor insanoğlu her gün...
    Bir önceki nesilden daha çok ve daha hızlı tüketen yeni nesiller, kendilerinden sonraki nesilleri daha çok ve daha hızlı tüketmek için yüreklendiriyor her geçen gün...
    Her yıl yepyeni binalar yapılıyor dörtbir yana, ama hiçbir bina yıkılıp da yerine ağaç dikilmiyor...
    Sınırlı kaynakları tüketmeye çalışan, ama her geçen gün daha da hızlı tüketmeye çalışan bir ordu var doğanın karşısında...Doğa direnmeye çalışıyor, her bahar yeniden, bıkmadan usanmadan çiçek açıyor ağaçlar.. Koyunlar bir önceki yıl doğurduğu yavrusunun bir insanın doyması için öldürüldüğünü bile bile yeniden doğuruyor: "belki bunu yemezler" diye..
    Ama sahibi olan insan o gariban koyuna kızıyor: "Bu sene de bi tane doğurdu şerefsiz, iki tane doğursaydı ne güzel ikisini de satardık kurban bayramında" diye...

    Yazı da belirttiğin gibi birgün fareler insanlar üzerinde deney yapar mı bilmem ama bir gün ağaçların "bıktık usandık sizin bu tüketme hırsınızdan, artık çiçek açmıyoruz" diyeceğine, koyunların da "artık yavru falan yok, istersen al beni öldür yeter artık" diyeceğine eminim ben.

    Blogunu yeni gördüm.. Diğer yazılarını okumadım ama blogu favorilere ekledim. Okudukça yorum yapmak isterim.

    Eline sağlık..

    Syg.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunuzu yeni gördüm pek internetle alakadar değilim, en azından beş gün boyunca.

      Öncelikle sondan başlayayım teşekkür ederim. Senin de eline sağlık.

      En başta dediğiniz gibi uzatılabilir bir şey bu canlıların öteki canlıları yemesi meselesi ancak benim burada yazmak istediğim farklı bir şey. Sizin de aslında anladığınızı düşünüyorum. Tüketici insanlar ve onların yapmacık zevkleri uğruna katledilenler ve kölecilik ve vejeteryanlar esasında ana-fikir.

      Hoşça kalın.

      Sil