31 Temmuz 2012 Salı

Kadın vs. Erkek #2 (Nadal vs. Graf) - Benimle Evlenir Misin?


Serilere devam edelim dedik dedik, bak ne oldu şimdi? Bu serinin ilkini daha demin yazdığım 'ilk'e tıklayarak görebilirsiniz. (Onu bunu bırak da yıl 2010 iken ne de hevesliymişim bir şeylere neyse.) Bu sefer farklı ama. Facebook-Twitter gibi çok çok fazla geçici, salak dedektörü (bak bu tanım hit olur) ve sıkıcı şeyleri kullanmadığımdan, bu video sürekli paylaşılan bir şey mi bilmiyorum; ama ben buraya koyayım dedim pek hoşuma gitti çünkü.



-Bundan sonrasını videoyu izledikten sonra okuyun-

Nadal'ı zaten severim, sempatik çocuk bence. "Benimle evlenir misin?" sorusuna gülümseyerek ve kıçını çekiştirerek yanıt veriyor.

Graff'ı sevmem Martina'dan ötürü. Ama sempatikmiş meğer. Sempatikmiş ama hiç sevmeyeceğim bir kadın tipi. Ama... (Vurgulardaki blogun ismine gel) Kadınların genel bakışını kazandırdığı için evliliğe önemli bi' şey erkekler için. Şöyle diyor:

"Kaç paran var ki yaprağım?"

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Ama... #2



Bu seriyi de unutmuşuz resmen. Kaçıncı seri bu yapmaya kalkıştığım ve unuttuğum. Üşengeçlikten öleyazıcaz. Ne üşengeçliği bilgisayardan film izlemediğimizden. Gerçi kaydettiğimiz 10 tane "Ama..."lar vardı. Evet ama...

26 Temmuz 2012 Perşembe

Kısa Kısa #21


*Kate Winslet, Natalie Portman, Keira Knightley, Rose Byrne, Winona Ryder sanki aynı ana-babadan doğmuşlar.

*Sedat Yazıcı'nın bir evi var... Her önünden geçişte vay amk diyorum.

*Sigaraya gerçekten savaş açılsa, yani devletler tarafından filan dünyada böyle bir problem kalmazdı. Bırakın şimdi eroin filanla kıyaslamayı kimse tütünü alıp sarıp içmekle o kadar uğraşmazdı. Tabi bunun için kaçakçılıkla da savaşılması lazım geçen yazıda belirttiğimiz gibi. Bir kere dünyadaki sigara karşıtı eylemlerin, kamu spotu reklamlarının hiçbirinin samimiyetine inanmıyorum. Yasaklayın, kapatın hadi o zaman sigara fabrikalarını madem insanların ölmesini istemiyorsunuz. Yok olmaz. Neden olmaz? Bunun ticaretini yapan büyük ülkeler kazanamaz. Sen sigaradan hasta olmazsan ilaç, nefes açıcı vs. alamazsın gene aynı ülkeler kazanamaz. Sigaradan hastanelik olmazsan doktorlar, hastaneler kazanamaz. Yine mezarcılar da kazanamaz ölmezsen. Sonra bu miras işine bakan avukatlar kazanamaz. Bırakmaya kalktın diyelim; nikotin bantları, sakızlar vs.lerden yine o ülkeler kazanamaz. (Çünkü bu tip ülkeler önce zararlı şeyleri, sonra da onların tedavisini üretirler.) Hiçbir şeyden etkilenmeden bıraktın diyelim, e sen bu dünyada fazlalıksın sürekli de nüfus artıyor. Kısacası o zaman da dünya seni taşıyamaz. Yine kimse kazanamaz.

*Bir yazıda sürekli emperyalist-izm, kelimesi geçiyorsa bunu yazanın biraz salak olduğunu düşünüyorum ister istemez. Belki de salak benimdir. Kapitalizm de öyle.

*Antep fıstığı denen şeye bayılmama&aşık olmama rağmen, dondurmasına bir türlü alışamadım veya sevemedim gitti.

*"Bindörtyetmişbeş kez" deniyor, genelde bi' abartma yapılacaksa eğer.

*8 yaşındaki üvey kuzenin kızı çiğ köfteye maydanoz koyduğumu görünce şöyle dedi: "Sen maydanoza alerjisi olmayan erkeklerden misin?" Şort oldum beyler! Oha lan yaşa bak; ettiği lafa, kurduğu cümleye, yaptığı tesipte bak.

*Olgun Şimşek'le Erkan Can da sanki birbirlerinin devamı gibi.

*Bambi adlı çizgi karakter erkekmiş, evet çocukken ceylanımsı bir şey olmasından mütevellit kız diye yer etmiş kendisi aklımda. Bilmiyorsanız, unuttuysanız öğrenin.

*Amerika'yı eleştiriyoruz ama her şeyde başarılı. Yani edebiyatta bile öyle bir pazarlama stratejileri var ki sanırsın çok iyi yazarlara sahipler. (Ki sahipler bazıları hariç.) Kısacası adamlar paranın döndüğü her alanda başarılı. Futbol hariç.

*"Herkes kadar normal, bütün insanlar kadar delidir İbrahim." Ccc İlber Ortaylı Ccc diyorum kendisine.

*Kenan Işık "yarı yarıya" dedikçe, yarışmacılar "yüzde elli" joker hakkı diyor. Ne salaksınız amk 10 senedir bir şeyi öğrenemediniz.

*Fırıncılara savaş açtım. Ramazan diye gidip fırıncıları zengin etmeyin. Pide almayın. Evet ben de onlardanım. Sizin geleneklerinizi baltalayan... Ne diyorlar ona? Siyonistim. Evet.

*Ben mi dedim bilmiyorum: "Bir kadının aşkından asla şüphe duymadan edemezsin, çünkü kafaları her zaman karışmaya pek bi' müsaittir."

*Bazen fark edemiyorsun şarkının içindeki o güzelim cümleleri. Onlardan biri: "Aslında bakarsan insan olarak iyiyiz." Ne mükemmel, ne boynu bükük bir laftır o. Ne doludur.

*Diğerlerinden ters olarak bazen bazı filmleri öyle çok seviyorum ki, ikinci defa izlemiyorum aynı etkiyi yapmaz diye.

*Şimdi oruç tutan tutmayana, tutmayan da tutana saygı duymuyor burası kesin. Nasıl bir dünyanın içinde kaldım onu anlayamıyorum.

*"Din tamamen, doğru olarak yaşansa" diyenlerin saçmalığı, komünistlerin "Kapitalizm öyle gelişecek ve kötü sonuçlar doğuracak ki, insanlık komünizme muhtaç olacak." saçmalığı ile kapışır. Üzgünüm Marx ama durum böyle gözüküyor.

*21. yüzyılda hâlâ eşcinsel görünce, birbirini çekiştirip, parmakla gösterip gülen insanlar var. Gerçi 21. yüzyılda hala küfür olan bir eşcinsellik de mevcut.

*Çok büyük göstermeye çalışan (ve de gösteren) 12-25 yaş arasındaki kızlar büyüyünce de küçülmeye çalışıyor. Ama ne yazık ki yıllar kimseye acımıyor.

*Başka bir mekanda/ortamda/filmde çalınan müzikten ve onun etkisinden bahsetmiş miydim sizin kendinizin açıp çalmanıza kıyasla? Sanırım etmiştim. Buna en yakın etki karışık çalmanızı söylemenizdir mp3 çalarınıza.

*Sadullah Paşa Yalısı'na kalpler yapmak istiyorum. Çiçekler böcekler çizmek istiyorum.

*O kadar şeye bok attık son olarak da 2005'den beri takık olduğum Ekşi'ye gelelim: Ekşi, sadece anketlerinin doldurulması içinde bulundurduğun yazarların aslında ne boş, ne yeteneksiz ve ne gereksiz insanlar olduğunun bir kanıtı. Ama yine de Türkiye profilini ve insanların ne mal olduklarını gösterdiğin için her şeye rağmen teşekkür ediyorum sana sözlük.

*Çüşünüz.

17 Temmuz 2012 Salı

Kısa Kısa #20



*Bir duvar yazısı: "THEY LIE, WE DIE"
("Yalanı söyleyen politikacılar, ölen biziz." Espiri: "lie"ın iki anlamda da kullanabilmesinde. "Onlar yatışta, ölen biziz amk" gibi.)

*Vurucu cümlelerin havası bir süre sonra sönerken, saf cümle yüz yirmi bin sene sonra da yaşayacaktır.

*Yaşlı birinin, kendinden daha yaşlı bir kadını görünce "teyze" muhabbetine girmesi kadar sinir bozucu bir şey daha olamaz. Küçül de cebime gir sen.

*Arabalar o kadar hızlı sürülüyor ki... Metrobüs beklerken bir kazaya şahit olmamak için bazen gözlerimi kapıyorum.

*Metrobüs demişken özellikle belli saatlerden sonra Zincirlikuyu tarafına giden hiç yokken, Avcılar tarafına gidenlerde acayip bir sıkışıklık var. Bilmem neden. Orada yaşayan insan mı yok, yoksa oradakiler çok zengin de arabası mı var hepsinin bilemedim. Basit bir şey gibi görünse de bence çok karmaşık.

*Cır cır konuşma var, cırcır var. Bir de kuskus var.

*Her şeyi anlıyorum da (gerçi bu "herşey" mi neyse onun yazımını hâlâ anlamıyorum) sırıkla atlamayı anlayamıyorum. Abi, nası ya, nasıl yani? O şeyle koştun, onu çukurlu gibili yere bastırdın, gücünü bıraktın o seni kaldırdı. Sonra, yükseldin yanlaştın, engeli geçtin ve çok estetik biçimde elini sırıktan bıraktın ki engel düşmesin ve ters biçimde o mindere düştün. Ben sadece ters biçimde mindere düşsem kalpten giderdim herhalde.

*"Barok" denilen tarzı mimaride çok seviyorum. Güya sadelik yanlısı bilirdim kendimi. Demek saray, yalı filansa öyle olması hoşuma gidiyor. Garip.

*Oyunlardaki "bölüm sonu canavarları" biraz akıllı olunca moralim çok bozuluyor. Ama benden akıllı değil neyse ki. Zaten amaç da bunu hissettirmek sanırım.

*Tezer Özlü'nün bir gözleri var. Kayboluyorum resmen. Çok dolu, böyle çok yoğun. Beni çeken bir şeyler var o gözlerde. Bazen soruyorum ben mi öyle anlam yüklüyorum diye ama, ki öyleyse eğer daha güzel ya... Neyse, dedim hemen ardından "Böyle gözleri varsa, yoksa yüce su burcunun en asil üyesi miiğ?" Cık, değilmiş kendileri.

*Maradona adamın adı ama hemen herkes söylerken Marodona diyor.

*Denmeli: Rumeli yerine Urumeli.

*Aklıma hemen şey geldi: "YKY'ye geçmeden önce ikinci baskısı yapılmayan kitapların, YKY'ye geçtikten sonra bir anda en çok satanlar listesine girmesi" diye bir anket yapsak...

*Amma çok şey diyorum demek ki Türkçem yetersiz. (bu yazıdaki komikliği bulana beş puan)

*Ekmeğin ve simidin çok pahalı olduğu ülkede yaşamak. Türkiye. Bu kadar pahalı olması akıl alır şey değil kesinlikle. Fırın açıp zengin olabilir bir insan bu devirde kolaylıkla. Ayrıca bu kepeğini ve gramajının oranını kim denetliyor? Hangi fırıncı yükseltti ya da azalttı da fiyatları bu kadar arttı? Kaç tane fırın var, kaç tane denetleyici var? Bunu fırsat bilen fırıncılar da yükseltti hemen bütün unlu mamullerin fiyatını. Tavuk ekmek dönerin, ekmekten sadece 50 kuruş farkla satılması da garip. "Ekmek mi pahalı satılıyor, tavuk mu tavuk değil?" sorusunu akla getiriyor hemen. (Zaten yıllardır akıldaydı ya neyse.) 10 tane mısırın 1 liraya alınıp, sokakta hiç iyi kaynamamış bir tanesinin 1.5 liraya izinsiz satılması da tuhaf. Göz göre göre kaçak sigara satılan, alenen kaçak gözlük, tişört vb. şeyler Eminönü'nde güneş batınca ortaya yeni, vergisiz ve kaçakçılığa özendirici bir zihniyeti ortaya çıkarıyor. İstanbul'un göbeğinde olan bu olaylar kanımı donduruyor. İş çığırından çıktı kesinlikle.

*Filmlerdeki öpüşme sahnelerini de oldum olası anlayamamışımdır. Yatak sahnelerini zaten anlayamıyorum da, öpüşme ne bileyim sanki içten gelmeli. Ne kadar doğal öpüşürlerse de o kadar saçma geliyor çünkü bunun rolü olamaz kesinlikle. Hangi oyuncu çıkıp bunun bir rol olduğunu söylese de inanmam mümkün değil. Karşınızdaki iğrenç bir adam diyelim ya da nefesi leş gibi kokan regl dönemi kadını; e sen nası öpeceksin ve inandırıcı öpeceksin yani? Setlerde tanışılan bu aşk hikayelerinin öpüşme sahneleriyle bir alakası var bence. Sevenler öpüşür oğlum bunu izleyiciye yansıtmak için bence fazla kasıyor insanlar. O zaman da öpüşme bi' rahatsız edici oluyor. Rahatsız edici olmayınca da ben o öpüşmenin rol icabı olduğuna inanamıyorum hepsi bu. Sanırım geri kafalıyım.

*Geçenlerde bi' arkadaşım bana "Türk Bukowski" dedi. Eskiden olsa çok hoşuma giderdi ama o an pek bi' etki yaratmadı, sadece gülümsedim.

*Kurt Vonnegut ne anlatmak istiyor dedim, araştırdım, okudum ve buldum: "Gönüllü basitlik"i.

*İtiraf: Küçükken azılı bir Patrick Ewing hayranıydım. Adamı tanımayanlar da itiraf etsin: Pornocu filan sandınız ilk başta, değil mi?

*Tek başına eğlenmeye gitmek: Mutsuzluk.

*Yaşlanmak: Sizinle aynı şeyleri sevenlerle iletişim kurmaya çalışmamak.

*Görüşmek dileğiyle.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Yaşlanmak-mık.


Bi' arkadaşım demişti ki neden hikayelerin hep yaşlı, bunak ve/veya aptal kişilerden oluşuyor? Ben de ona demiştim ki çocuklar da vardı bazılarında aslında. Çocuk büyüsünü kaybettim sanırım zamanla ama çok özledim. Neyse bak şu geldi aklıma:

"Yaşlandığımı anlıyorum; en şaşmaz belirti de yeniliklerin beni ilgilendirmemesi, eğlendirmemesi; belki de temelde yeni olmadıklarını, olsa olsa eskinin ürkek varyasyonları olduklarını kavrama(m)dan ileri geliyor. Gençliğimde günbatımlarına, kenar mahallelere ve mutsuzluğa bayılırdım; bugün şehrin göbeğini, sabahları ve dinginliği seviyorum. Artık Hamlet'i oynamaya çalışmıyorum."

Şimdi buraya inan o yazarın ismini yazsam... Olmaz. Ki kendisini "o kadar da" sevmem. Ama beğenen zaten araştırır bulur. Bulmasa da bence çok şey kaybetmez, daha önemlileri var ama alıntı çok güzel. Ha, ben mi? Girişte kendimi yaşlı sandım, hatta doğrudan benim o; ama ikinci cümleyi görünce gençleştim. Fekat, Hamlet'i oynamıyorum. O halde Macbeth'e başlayayım. Hah!

Not: Ciddi ciddi oturdum 'çok bilinmeyen güzel şarkılar' listesi yaptım, yakında bi' radyo şeysi daha döndürürüz galibaysa.