6 Nisan 2012 Cuma

"Alın Tabletlerinizi, Başlayın Okumaya..."



Okumak önemli şey. Mesela bugün bu yazıyı görmemiş olsaydım, birinin, daha önce dediklerini tekrar etmiş olacaktım belki birkaç seneye en fazla. Belki de Ahmet Cemal de birinin başka bir dilde daha önce dediklerini demiştir en kötüsü; en iyisi, düşündüklerini, demek istediklerini demiştir belki... Her neyse. Elbet karşı çıkanlar olacaktır, özellikle bu özelliği kullananlar... Hatta abartarak: "Bilgisayar da ilk çıktığında karşı çıkanlar vardı!!11!!!" diyeceklerdir, tuhaf, varsın desinler; biz okuyalım:


“… e-kitaplar sayesinde okuma alışkanlığı yaygınlaşacak…”
“… e-kitaplar sayesinde okumak artık kolaylaşıyor…”
En çok şu ikinci cümle takıldı kafama; “… e-kitaplar sayesinde okumak artık kolaylaşıyor…”
Demek ki, e-kitaplardan önce okumak, zor işmiş. Eh, ben de yıllardır epey sıkı bir ‘okur’ olduğuma göre, bu zorluk üzerinde kafa yormayı kendime görev edindim. Ve sonunda anladım ki, e-kitaplardan önce okumak bayağı zor işmiş.
İsterseniz, şu yakında artık tarihe karışmak üzere olan ‘zorlukların’ bir dökümünü yapıverelim.
Her şeyden önce -ve belki de en önemlisi-, kitap alabilmek ve bulabilmek için artık kitapçı kitapçı dolaşmaktan kurtuluyoruz. İnsan işin içindeyken pek farkına varmıyor. Ama evceğizinden çık, bir kitapçıya gir. Almak istediğin kitabı onlarca, yüzlerce kitabın arasından ara. Ya da görevlilere sor. Bulunca sardır. Kasada parasını öde. Sonra poşetin elinde, yine evinin yolunu tut. Ya da, son çıkan kitapların neler olduğunu görmek için gittiysen eğer kitapçıya, yine onlarca, yüzlerce kitabın arasında dolaş dur. Kâğıt kokusunu, cilt kokusunu, raflardan gelen görünmez tozlarla birlikte ciğerlerine çek. Hangisini alacağına karar verebilmek için kitapları karıştır. Sayfalarını çevir. Arka kapak yazılarını oku…
Alışveriş yapıp evine döndüysen, paketi açıp kitabını veya kitaplarını çıkar. Okumaya başla. İkide bir sayfa çevir. Bu arada canın bir kahve pişirmek istediğinde, kitabı koyacak yer ara, ondan önce de kaldığın sayfayı işaretle.
Bu, okuma faslına ait zorluklar. Bir de sonrası var. Her biten kitaba kitaplığında yer ara. Yer darlığı çektiğinde canın sıkılsın. Kitaplar zamanla bir‘öcü’ gibi, ne var ne yok bütün duvarlarını kaplasın. Bu yüzden kitap raflarına da para yatır…
Oysa e-kitaplar!
Evet, onlar artık gerçek birer cennet habercisi!
Bu yazıyı yazarken, bir an başımı kaldırıp düşündüm. Bakışlarımı kitaplarım boyunca gezdirdim. Günün birinde o müjdelenmiş e-kitaplar cennetine girdikten sonra duvarlarımı kaplayan kitap raflarından kurtulmanın nasıl olacağını hayal ettim.
Sokaktan dönüp evimin kapısını her açtığımda, burnuma çarpıveren o kesif kitap kokusunun yok olmasının nasıl bir şey olacağını hayal ettim. “Kitap okuyorum” diye, aslında parmaklarım hiçbir kitaba değmezken, birtakım tuşlara dokunmakta olduğumu hayal ettim. Artık kitaplarımın satırlarına ulaşamadığımı, altlarını çizemediğimi, canım çektiğinde sayfaları koklayamadığımı hayal ettim.
Son olarak, “kitaplığım” dediğimde, elimdeki tabletin dışında, kendime bile gösterecek hiçbir şeyimin bulunmamasının nasıl bir şey olduğunu hayal ettim.
Ve son olarak da şunu düşündüm: Bir zamanlar matbaayı icat ederek aydınlığa kavuşmuş olan insanlık, şimdi kitapların varlığına son vermekle, kendini kitapsız duvarların hapishane duvarlarından farksız korkunç çıplaklığına mahkûm etmekle, acaba nasıl bir karanlığa doğru yol alacak?
2 Mart 2012 - Cumhuriyet