31 Ağustos 2011 Çarşamba

Düşünen Maymunun Cevapları


- Zor mudur sence ?
istedikten sonra ((

- Zordur,
istersen daha da zordur.

---

- Neden?

- Biliyor musun bazen bir salıncakta sallandığımı hayâl ederim, ama önümde de deniz var. Denizin önünde de çitler. Sanki yeterince hızlı salınıp ya da sallanıp atlatsam, çitleri geçerim de, denize ulaşırım gibi. (Fazla sert düşmeme rağmen.) Garip.

---

- Aşk var mı? Ya da herhangi bir şey?

- Ne bileyim belki de hiç bitmeyen bir şey yok -sanırım- bu dünyada. Gözyaşları bitmiyor, her anlamda...
O kadar.


21 Ağustos 2011 Pazar

Kısa Kısa #16


* Yan binada bir çocuk ağlıyordu; kumandayı alıp "mute"a bastım ama bebek ağlamaya devam etti =(

* The Godfather: Part III'yi sevmeyenleri kınıyoruz =(

* Paul Newman diye karizmanın başkanı bir herif yaşamış bu dünyada. Şu zamanda yaşasaydı ne Brad Pitt oyuncu olabilirdi, ne Johnny Depp filan kalırdı sanırım... Güzel uyu Paul =(

* Gençlik fotoğraflarını ve gözlüklerini görünce, babam, bir kişiye daha benzedi Richard Gere, Adnan Polat, Eric Gerets'ten sonra; o da John Lennon. Bir anlık da olsa gurur duyuyor insan =(

* Burger King ya da türevlerinin arkaya ve yere monteli uzun koltuklarının bir ucundan gelip, sürünmeden hemencecik kalkabilen insanları hiç sevmiyorum =(

* "Don't think twice!" diyeceğim olm bir gün!

* “I always said that I don’t believe in God, I believe in Al Pacino”  
(Her zaman söylemişimdir: Ben tanrıya değil, Al Pacino'ya inanıyorum.)

-Javier Bardem

Ben de lan Javier Bardem fşgfldöhşfglöfgş çok seviyorum olm seni! Penélope'ye selam söyle gfdşglöujghlşjöş

* "Embesil" İspanyolca, Fransızca, Portekizce, Türkçe ve İngilizce'de aynı şekilde söylenip, aynı anlama geliyor. Sanırım bir ilk bu =(

* Çevirmen arkadaşlar, insanlar kendilerini tanıttıktan sonra "How do you do" diyorsa bu "Memnun oldum." filan demektir. Ve genelde bir şey denmeden sadece "How do you do" diyerekten cevap verilir; o da "Ben de." demektir =( Şunu bir öğrenemediniz o kadar dizi film çeviriyorsunuz... Neyse =(

* Radyo yayını kurmayı düşünüyorum internet üzerinden, bakalım. Belki eylül ayında başlarız yayına; şiir, öykü filan okuruz... Aralarda müzik filan dinleriz. Teoride çok güzel duruyor ama bakalım =(

* Hayatım boyunca hâlâ aklıma geldikçe utandığım an... Sanırım 5. sınıftan mezun olurken bana, gelen velilere zorla anlatmam için verilen fıkraydı. Olm tabii biz çok sosyeteydik 5. sınıftan mezun olunca bile balo yapıyorduk gfşlöfhjşk

* Angelina Jolie'nin elleri neden çok büyük ve damarlı? Bazen üzülüyor insan. Gerçi ben kimim ki Angelina için üzülüyorum amk kendi tipsizliğime bakayım =(

* "O" kelimesi çok kullanıldığından mıdır nedir şu aralar çok yapmacık geliyor.

* "Two timing me", "Beni aldatıyor" demek. Aşık oldum kullanımına. Çok tatlı. (Bunları öğrenip buraya yazıyorum ki unutmayayım diye aslında; aşık oldum filan yalan yani =( )

* Üstteki ünlüyü hatırlamayan yıkılsın karşımdan =((( En azından filmi hatırlamanız lazım.

* Japonların "Hııı!" deyip, kafalarını hemen öne ve sonra hemen geriye atma hareketleri (L)

* Eva Green de uzun sigara içiyor götünüze girsin dfdişghçfijçig Hatta Audrey Totoro, Marion Cotillard, Ewan McGregor ve Gary Oldman da. Ve adını saymadığım bir sürü ünlü de... Olm, siz hala kendinizi kandırın uzunlar kamyoncu sigarası diye ne malsınız pehe.

* Edward Norton her zaman söylemişimdir: Adamımsın. Ben de içmeyeceğim artık =( Şöyle bir şey demiş kendisi:

"I don't smoke and I don't want to smoke. I am not a fan of gratuitous smoking in films"
(Sigara kullanmıyorum ve böyle bir istek de duymuyorum. Filmlerde gereksiz yere sigara kullanılmasına da bayılmıyorum.)

* Çimen kokusuna ergenler gibi kalpler yapmıştık. Şimdi de sıra "yağmur yağdıktan sonraki toprak kokusu"na geldi. Bayılıyorum arkadaş!

* Koltuk altının adı, neden koltuk altı? Kol altı olsa neyse de =(

* Üzgün olduğumda şu şarkıyı açıyorum, teselli gibi bir şey oluyor bana. Çok tatlılar yahu. Acayip eğlenceli. Ayrıca yeri gelmişken Jude Law da bence gayet iyi bir oyuncu, pek hakkı verilmez tipinden ötürü. Neyse viski ve soda:




14 Ağustos 2011 Pazar

En İyi Kadın Oyuncu?


En iyi kadın oyuncu anketi açtım yan tarafa. (Sıkılmanın bu kadarı artık!)

Çok atıp tutuyordum kadın oyuncu yok efsane günümüzde; yok böyle, yok şöyle diye ama bayağı bir varmış ki Susan Sarandon ve Merly Streep gibi efsaneleri ve ölmüş olan Hepburnleri katmadığım, nispeten gençleri koyduğum halde bu kadar kabarık bir liste oldu. Gene Julia Roberts, Sandra Bullock, Scarlett Johansson, Anne Hathaway ve Keira Knightley gibi popüler isimler barajı geçemedi. (Burada yazık olmuş biri varsa o da Julia gibi gözüküyor ya neyse.)

Benim favorilerim Cate ve Jodie. Ama daha çok Jodie sanırım. Sesinin tonundan mı, mimiklerinden mi, karizmasından mı bilmiyorum ama çok severim kendisini; her ne kadar o saçma sapan filmlerde de oynasa da. Gerçi buradaki çoğu aktrisi çok severim. O yüzden kim kazanırsa kazansın güzel olacak bence.

Not: Hollywood piyasasını aldım yoksa diğer türlü çok uzardı liste, ki yeterince uzun zaten.

Oylayın gari! Birden çok seçenek seçebiliyorsunuz. Kısfmet.

13 Ağustos 2011 Cumartesi

Bağlılık - René Char




---


Kentin sokaklarında sevgilim var benim. Nereye gittiği önemli
değil bölünmüş zamanın içinde. Artık sevgilim değil, herkes
onunla konuşabilir. Artık anımsamıyor, gerçekte kim sevmişti
onu?

Bakışların dileğinde benzerini arıyor. Bağlılığımı yürüyor uçtan
uca. Umudun resmini çiziyor, sonra da hafif, uzaklaştırıyor
onu. Kendi istemese de ağır basıyor.

Mutlu bir batık gibi dibinde yaşıyorum onun. Yalnızlığım onun
hazinesi, o bilmese de. Atılımını çevreleyen büyük boylam-
da özgürlüğüm içten içe oyuyor onu.

Kentin sokaklarında sevgilim var benim. Nereye gittiği önemli
değil bölünmüş zamanın içinde. Artık sevgilim değil, herkes
onunla konuşabilir. Artık anımsamıyor, gerçekte kim sevmişti
onu ve kim aydınlatıyor uzaktan, düşmesin diye.


Çev: Samih Rifat


---


Ya da bu çevirisi de mevcut: tık


10 Ağustos 2011 Çarşamba

Türkiye'de pek değeri verilmeyen dünyaca ünlü şairin birkaç kayıp dizesi


İnternette olmayan kayıtlarını yayınlayalım dedik bu güzel şairin; kim olduğunu bilenler kendilerine saklayabilir:

"Yazık ki yok verebilecek bir şeyim sana
tırnaklarımdan, kirpiklerimden, aşkımın erittiği
piyanolardan başka
ya da düşlerden başka, yüreğimden sel gibi boşanan,
kara atlar gibi dörtnala, toza toprağa bulanık düşlerden,
hızlarla belâlarla dolu düşlerden

Yanlız öpücük ve gelinciklerle sevebilirim seni,
yağmurun sırılsıklam ettiği çelenklerle,
kor kızılı atlar ve sarı köpeklerle dolu gözlerim."


"Ben yalnızca tenini tanırım yeryüzünün
ve bilirim adı olmadığını."

"Zamanla bulacaksın hindistancevizi ağaçları altına
beni öldürürsün korkusuyla gömdüğüm bıçağı"


"Zaman yitirdi ayakkabısını."

"Bütün dillerden yalnız yoksulunki bilir senin adını."

"Acıyın ozana."

"Yağmur soyunuyor giysilerinden."

"Apansız dokunuyorum bir yüze, öldürüyor beni."

"Kentler var dudaklarla dudaklar arasında."

"Bu yüzden sen sonsuzsun; derleyip topla beni."

"                                Tatlılığa doğru ilerle
gel bana, susuncaya dek."


"Bütün o uzantıların, hayvansı yalnızlığın senin,
o yüce zekânla birleşmiş olan,
o sık sık uğranılan, soyut taşlarınca sessizliğin,
sert şarabın, tatlı şarabın,
zorlu ve kırılgan üzüm bağların."


"Verebilirim şu dev deniz rüzgârını senin apansız soluğun
   için
ve ucu bucağı olmayan şu ıssız boşluğu, her zaman çevremi saran

şu dev denizin rüzgârını verebilirim senin kısık soluman için.
unutuluşa karışıp gitmemiş o uzun gecelerde işitilen.

ve duymak için işemeni, karanlıkta, bodrumunda evin,
yavaşça, titrek, gümüşsü bir balı dökercesine,
verebilirim kaç kez sahip olduğum gölgeler korosunu"

7 Ağustos 2011 Pazar

Kısa Kısa #15


*Annesine yardım etmek için pazara gidip, kaldırabileceğinden daha ağır poşetleri taşırken bacağının her yerini -doğru dürüst taşıyamadığından- o poşetlerle çizmemiş olanlar bizden değildir, biraz eksik büyümüştür o çocuklar.

*4-5 piçten biri otoparkta işini yapmak için kendilerini çıkartmaya çalışan otoparkçıya: "Amma da cesaretlisin sen amca!" dedi, diğerleri de anırarak güldü. Orada türlü küfürler savurdum etrafa ama yaşlı amca daha güzel olan ve o gerizekâlıların belki de onurlarına dokunacak tek lafı etti: "Delikanlı olun, delikanlı!"

*En komik olan şey sen seni yanlış anladığı için birine gülerken, güldüğün şeyi yanlış anlayıp da gülmek. Çok tuhaf bir şey. Yani seni yanlış anlayana gülerken güldüğün şeyin yanlış anlaşılması durumu.

*Aptal film sonları vardır ya, esas oğlan tam esas kız giderken durdurur; işte, tamam değiştim, ben seni seviyorum zart zurt der. Kadını ikna eder, kadın sarılır, yerine göre öper film biter. Neyse işte romantik-komedilerde o sahneler nedense beni hep duygulandırmıştır; biliyorum öyle olacağını ama gene de duygulanıyorum mal gibi. Ben kimsenin peşinden öyle gitmediğim için mi, kimseyi o kadar çok sevmememişim demek ki dediğim için mi, kimse bir yere gitmediği için mi, kimse beni öyle durdurmadığı için mi bilmem. Ama öyle işte. Demek ki ben gibiler sayesinde parayı kazanıp aynı saçma sonda filmler yapıyorlar. Hayır neden izliyorum bu filmleri bir de anlasam =( Ortalama bir kızdan daha çok romantik-komedi izlemişimdir. Net =( Gerçi ortalamaya vurduğumuzda çoğu insandan daha çok film izlemişimdir o da ayrı o yüzden de olabilir, evet =(

*Siz telefon açtığınızda size herhangi bir şekilde geri dönmeyen insan ölsün, sizin hayatınızda olmasın daha iyi!

*Japonların "Oss" hareketi var ya dünyanın en saygıdeğer ve en mükemmel hareketi kesinlikle. En azından eskilerden kaldığı belli ve yapmacık bir samimiyet içermiyor. (Neden yapmacık bir samimiyet ve bu lafa bu kadar takıntılıyım veya takmışım bilmiyorum.)

*40 yaş üstü evli çiftlerde erkekler tarafından en çok söylenen sözcük "Nanköööör!" imiş. Yapılan Can araştırmaları bunu gösterdi. Sevgiler.

*İnsanoğlu bir tuhaf. "Ben hayvanım ölünce ne yaparım, almayayım o zaman hiç =(" diyor; ama "Ben ölürsem hayvanım ne yapar?" demiyor. O ölünce sen en fazla 1 ay üzülürsün, belki de unutursun ama hayvanın seni unutmaz, söyleyeyim.

*Google'a yazdım yoktu gene: Bence "bahaneci"den daha güzel bir kelime "bahanekolik" olmak. Günümüzün hastalığı!
(Evet, Google'da olmayan "bahanekolik" idi. Yoktu; artık var. Hayaldi gerçek oldu gşhflhöhjşölkhjlş)

*Bu da bir arkadaşımdan alıntı: "Yaşanmışlık ve de bilgi eksik olunca tat yeterince alın(a)mıyor be!"

*Hey siz pis sahaflar hiçbiriniz bir Aziz abi olmazsınız, imkanı yok! Özledim eski günlerimizi be abi. Ama sırf sen ol, o çaylak öğrencilere bırakma yerini =( Olmadı ben durayım o malların yerine =( Bunu teklif edeceğim sana, kabul et =(

*Hayatta en çok bir kardeşim olma ihtimalini özlüyorum ve özleyeceğim. Bu saatten sonra olma ihtimali yok çünkü. Bir yanım hep boş olacak. Güvenebileceğim tek bir kişi, siktiri çeksem de yanımdan ayrılmayacak tek bir insan olmayacak hiçbir zaman, sakınmadan her şeyi paylaşabileceğim bir insan da... -Keees!

*En yakın iki arkadaşımdan biri dediğim bir elemanla uzun süredir konuşmuyorum; hatta bir süredir neler yaptığını bana eski bir arkadaşım söylüyordu. Üzüldüğüm bu adam için de kavga etmiştik, bu adam için neler neler yapmıştım peeh. (Önemsiz de demeyeyim de eski önemini yitirdi diyeyim.)

*Çok fazla şeyi unutuyorum. Yakın sürede olanları daha çabuk unutuyorum. Buraya bir şey yazacaktım mesela unutuyorum blog sayfasını açana kadar. Öyle, sonum kötü. Ağlzağrmığr olacak bende =(

*Hadi kardeşimin olma ihtimali yoktu ama İspanyolca da öğrenmeden bu dünyadan göçersem çok eksik bir insan olarak kalacağım.

*Anne Hathaway, sana karşı hep derin hisler duydum; ama bunu sakladım. Seven arkadaşlarıma "Neresi güzel sevme, sevmeyin onu yeaa!!" dedim =( Kıskancım gülüşüne kurban akrebim =( Akrepsin sen, akreeeeep =( Yalnız geçen sene Oscar'ı sunarken senin yerine ben utandım. Ne olur sunma bir daha bir şey =( Öptüm.

*Başıma bir şey gelmeyecekse Küçük İskender'i sevmiyorum ve hiçbir zaman sevmedim =(

*Başıma bir şey gelmeyecekse Amy Adams bazen güzel, öyle abartılı bir güzel değil; saçı turuncu&kızıl ve beyaz tenli olan herkes size güzel zaten aq =( Ama oyunculuğunu severim.

*Son bir haftadır "Yaşasın Sonbahar!" kendini gösterdi İstanbul'a. Çok şükür rüzgar varmış!

*Bu şarkıyı da bildiğinizi hiç tahmin etmiyorum ya neyse dinleyin bakalım, çok sevdiğim bir grup ve şarkıdır, sahibini bulur: http://fizy.com/#s/3wf13x
(Bu aralar kendimi aşıp çok şarkı paylaştım. Son bir şarkı daha belki sonra, daha da yeter.)

4 Ağustos 2011 Perşembe

Bob Dylan'dan Turgut Uyar'a Doğum Günü Şarkısı - Yılgınlar Sokağı


Hem çok fazla değeri verilmediği, hem de pek şairane (işte aradaki göndermeleri filan yakalayacağınızdan eminim) olduğu için bu şarkıyı seçtim Turgut'uma, umarım sever. Veya dinleyip sevmiştir zamanında.

Şimdi sen yaşadın, Bob da yaşadı ve diğer efsaneler de yaşadı ve öldüler veya ölmek üzereler ya... Siz bu dünyada "yaşarken" ben yoktum ya... Belki de hiçbir şeye bu kadar üzülmüyorum bu hayatta; siz büyük ihtimal görseydiniz böyle düşündüğümü, kızardınız bana böyle saçma sapan düşüncelere kapıldığım için ama...

İyi ki doğdun Turgut Uyar! İyi ki yazdın! İyi ki şairsin! Bir şiirinle veda etmektense başka bir şairden sana müzikli şiir hediye ediyorum, umarım seversin!

Ben en sevdiğim versiyon olan baygın&sigaralı&duygusal "1966 live" versiyonunu koyuyorum siz diğer versiyonları yine aynı siteden araştırabilirsiniz: http://fizy.com/#s/1d3bbn


Yılgınlar Sokağı 

Asılanların kartpostallarını satıyorlar
boyuyorlar kahverengiye pasaportları
denizcilerle dolu güzellik salonu
sirk geldi şehire
kör komisyoncu geliyor işte
transa sokmuşlar
tek elinden trapezciye bağlı, diğeri cebinde
ayaklananlar tedirgin
kalacak bir yere ihtiyaçları var
hanımefendi ve ben bakarken yılgınlar sokağından


cinderella'nın işi öyle kolay görünüyor ki
" anlamak için birini sert biri gerek " gülümsüyor
ve ellerini arka ceplerine sokuyor
tıpkı bette davis gibi
ve romeo geliyor, inleyip duruyor
" sen bana aitsin sanırım "
biri şöyle diyor: " yanlış yerdesin dostum " 
" çekip gitsen iyi olur "
ambulanslar gittikten sonra
duyulan tek ses
cinderella 'nın süpürgesi
süpürüyor yılgınlar sokağını



görünmez oldu ay
yıldızlar başladı saklanmaya
falcı kadın her şeyi içeri kaldırmaya başladı

habil ve kabil dışında
ve notr dame' ın kamburu
sevişiyor herkes
ya da bekliyor yağmuru
ve o sevecen insan, giyiniyor
şov için hazırlanıyor
karnavala gidecek bu gece
yılgınlar sokağına



ophelia pencerenin altında
onun için oyle çok korkuyorum ki
yirmibirinci yaşgününde
daha şimdiden yaşlı bir kadın gibi
ölüm çok romantik, tabi ona göre

demirden bir yelek giyiyor
mesleği dini, günahıysa cansızlığı
ve gözleri
nuh 'un devasa gökkuşağında
dikilmiş durumda
vakit geçiriyor göz atarak
yılgınlar sokağına


einstein robin hood kılığında
geçmişi bir sandıkta kilitli, bir saat önce de bu yoldan geçti
arkadaşı bir kıskanç keşiş
öyle korkak görünüyordu ki
bir sigara otlanırken

yağmur borularını koklayarak
sonra da alfabeyi okuyarak gitti
ona dönüp bakmak aklına gelmez şimdi
yalnız bir zamanlar keman çalarak şöhret olmuştu
yılgınlar sokağında


dr. pislik bütün dünyasını saklıyor
deri bir kap içinde
tüm cinsiyetsiz hastaları
onu uçurmaya çalışıyor
hemşiresi ezik bir tip
siyanür deliğinden sorumlu
bir yanda da kartları tutuyor
üzerinde " ruhuma acıyın " yazan 
hepsi birden düdüklerini çalıyor
seslerini duyabilirsin
kafanı yeterince uzatabilirsen
yılgınlar sokağından



sokağın karşı tarafında perdeleri çivilemişler
şölene hazırlık var. operadaki hayalet
bir rahibin mükemmel imgesi
kazanova 'yı kaşıkla besliyor
kendine güveni artsın diye
sonra öldürecekler onu özgüveniyle
sözcüklerle zehirleyip

sıska kızlar bağıran hayaletlerin seslerini duyuyor
" hemen uzaklaşın buradan, yoksa bilmiyor musunuz?
kazanova cezalandırılıyor.
gittiği için yılgınlar sokağına. "



ajanlar geceyarısı
tüm insan üstü tayfayla birlikte
herkesi toplamaya başlıyor
kendilerinden çok şey bilen
onları fabrikaya getiriyorlar
omuzlara kalp krizi makinasının bağlandığı
sonra sigortacılar 
gazyağı getiriyorlar kalelerden
kontrol eden kimse kaçmasın diye
yılgınlar sokağından


övgülerin hepsi nero 'nun neptün 'üne
sabah erken yola çıkıyor titanic
herkes haykırıyor " kimin tarafındasın? "
ezra pound ve t.s. eliot
kaptan köşkünde dövüşüyorlar
kalipsocular gülümserken
ve balıkçılar çiçek uzatıyorlar
denizin vahşi pençeleri arasında
güzel deniz kızlarının gelip geçtiği
hatta kimsenin de üzerinde pek düşünmesi gerekmediği
yılgınlar sokağı hakkında



evet dün aldım mektubunu
nasılsın diye sorduğun zaman
şaka mıydı bu?

o sözünü ettiğin insanlar
evet tanıyorum, ama pek tekin değildir onlar

yüzlerini tekrar düzenlemem gerekti
sonra da yeni birer ad verdim hepsine
şu sıralar pek iyi okuyamıyorum
bana mektup gönderme artık
eğer onları postalamayacaksan
yılgınlar sokağından



Not: İtü sözlükten alıntıdır.