31 Temmuz 2011 Pazar

Junior'ın Yürek Burkan Hikâyesi


Merhaba, ben Junior. Yavru bir aslanım. Evet. Siz insanlar artık gerçek adınızı filan söylemiyorsunuz kendinizi tanıtırken veya selam bile vermiyorsunuz ama ben bir hayvanım. Aklım ermez.

Ben Junior. Kısaca JR. Siz insanlar belki söylemekten çekinirsiniz ve büyük ihtimal duymak istemezsiniz ama doğruca söyleyeyim: Benim iki arka ayağım da felçli. Doğumumu hatırlayamadığım için doğarken mi böyle doğdum, yoksa sonradan mı ikisine birden felç geldi bilemem. Bizim buralarda doktor da yok; sadece olan biteni -vahşi doğaya aykırı bir şey yapmamaları için- öylece çeken kameramanlar var. Kimsenin ölüp ölmemesi umurlarında değil; önemli olan vahşi yaşayışa müdahale etmemek ve televizyonda bunları göstertip bol bol reyting almak.

Görünüşüm hakkında biraz bilgi vermek gerekirse belimden aşağısı sürüngen gibi ama omurgasız diyebilirim. Belimden yukarısı da aslan. Bu yüzden çok da yesem büyüyemiyorum. Ve zaten ne zaman bir yemek bulsak hep en son gelip, en az yiyebilen ben oluyorum.

Annem ve kardeşlerim benim gibi birer "hayvan" da olsalar durumumu bildiklerinden çokça yardım ettiler sağ olsunlar. İyi beslenen, benle aynı yaştaki kardeşim benden -neredeyse- iki yaş büyük gibi duruyor. Sakat olan ayaklarımı kafasıyla iterek birçok yamacı, eğimi veya engeli geçmemi sağlamıştı zamanında.

Annem ise bu az gelişmiş ve ayak bağı oğluyla çok ilgileniyor. Mesela, akbabaları başımdan savıyor; benim için yemeğini paylaşmak istemeyen hepimizden büyük erkek kral aslana dalaşıp bana bir parça da olsa bir şeyler getiriyor; yeri kazıp az biraz su bulmaya çalışıyor. Yani gidemediğim her şeyi getiriyor önüme ve bu yüzden ona minnettarım. Çoğu "insan" annesinin bunları yapmayacağından eminim. Hatta söylenenlere göre teknoloji o kadar gelişmiş ki sakat veya bir şekilde sorunlu doğacak çocuk önceden kestirilip anne karnındayken, aldırılabiliyormuş. Çok yazık!


Ayağımın sakat olması beni hırslı yapmış olacak ki bütün engelleri aşmaya -yılmadan- çalışıyorum ama bedenim izin vermiyor. En çok da kükremem, kedi miyavlamasının ötesine geçemeden öleceğim diye üzülüyorum. Oysa ne isterdim şöyle "aslan" gibi kükremek. "Vaagğh!"

Bedenim izin verdiğince çabalıyorum dediğim gibi ama bu sefer de Tabiat Ana bana yardım edemiyor; insanların hoyrat kullanımı sonucu her yer çöl olmuş durumda, ağaçlar yok olmuş! Ailem de göç etmek zorunda çünkü susuzluk, sıcaklık ve bunun getirdiği açlık... Avlanma özelliklerini bile kaybettirdi onlara, gölgede bile elli beş derecelik sıcaklık hakim dört bir yanda.

Peşlerinden gitmek istesem de hızlı gidemiyorum, ağızda taşınamayacak kadar büyüğüm. Sırtında kimsenin gidemeyecek kadar ağırım; zaten de aklımız ermiyor ki onlara, hayvanız nihayetinde. Etçil ve evcil olmayan.

Onlarla yetişemeyeceğimi anlayınca duruyorum, miyavlamamsı kükrememi yapıyorum. Annem yanıma gelip son bir kez sarılıyor ve pençeleriyle başımı okşuyor. "Bu beni güçlü kılacak!" diyorum. Neticesinde benim için tüm bir aileyi öldürmek istemiyorlar, onları anlayabiliyorum. Vahşi Doğa işte!

Maalesef gidiyorlar, arkalarından hüzünlü şeyler yazamam (durumumu biliyorsunuz) ama üzülüyorum çok. Sevgi de artık yok. Doğa Ana isteksiz en son yağmur, altı ay önce yağdı buralara ve su aygırları, bizonlar, akbabalar, filler kapmış sürü halinde su olan yerleri. Çaresizim, gittiğim yerden bir daha geri dönemiyorum; çok uzun sürüyor. (Tahmin edebileceğinizden çok daha uzun.)

Bu kuraklık, susuzluk ve ayaklarımın durumu yüzünden çabuk yorulmam yavaş yavaş gözlerimi kapattırıyor bana.

Ağacın altında.

Gölgede.

3 yorum:

  1. bunu izlemiştim... hala midemde kramplara sebep olur hatırlayınca. o yüzden okumadım bile yazını, üzgünüm. ama onun için daha çok.

    YanıtlaSil
  2. Ben de onun için daha çok üzgünüm =(

    YanıtlaSil
  3. Ben hâlâ, zaman zaman o aslan yavrusunu düşünür ve üzülürüm.
    Bu sefer yazıyı okuyabildim, insan denilen her şeye alışıyor. =(

    YanıtlaSil