30 Haziran 2011 Perşembe

Yeşil camlı pembe kask üzerine annesel düşünceler


Babası, yanından geçen sahilin en güzel -kendisi gibi dul- kadınına bakakalmıştı. Bembeyaz elbisesinin içinde gösterişli kollarıyla, kaslı bacaklarıyla, parfümüyle dilinin ucunu alt dudağının üstünden-üst dudağının altından geçirerek yanından süzüldü taa karşı kaldırıma. Peri. Yüz seksen derece kafasını ona döndürerek bakıyordu herkes. Ayaklarında, bileklerine kadar uzanan sandaletler; bileklerinde boncuklar, bileklerinde dövmeler... Herkesin biraz genç hissetmesini sağlıyordu sanki.

Birden -kalp bu ya- dönüp sağına baktı, kızı yerdeydi. Hemen yanına iki aile koşmuş küçük kızı düşmüş olduğu akülü motosikletten kaldırmışlardı. Hatta bir tanesi fazladan ilgilenip kızın ayakkabılarını çözmüş, bir yerinde bir şey var mı diye bakıyordu. Baba, sahilin diğer bir ucunda düşen kızına doğru koştu. Öyle koştu ki gözlerinden birkaç damla yaş yere fil gözyaşı gibi düşüyordu, teriyle beraber. Biraz mahcup, biraz kırılgan, biraz, biraz, biraz...

Altına yeni aldığı kotu unutarak daha da çabuk kızına yetişebilmek için futbolcu misali kayarak geldi son adımda ve kayarken tuttu çocuğu pembe montundan. Kızı üstte, babası altta. Bakamıyordu gözlerine, sadece sarılmıştı. O an dünyada kimse yoktu. Ne o güzel zannedilen boş kız, ne babayı yadırgayan aileler. Kız da babasının boynuna sarıldı...

Baba dünyada kimsenin olmadığı yerden gözünü açtıktan sonra geldiği yeri görünce, terinden de anlaşılacağı üzre, utanmıştı kendinden. Sorun yok demeye getiriyordu kızına sarılırken diğer ailelerinin bakışlarına, bakışlarıyla. Ve çay bahçesindekiler mırıldanıyor, babayı "cık cık cık"lıyordu tam o sırada:

"Kızı yere düşerken neredeydi bu adam?" dedi, dede olmuş erkek.

"Neden bu kadar gecikti kız 'baba' diye ağlarken?" dedi aileler.

"Annesi yok muymuş genelde 'anne' derler bu gibi durumlarda ama..." dedi psikolog kılıklı kadın.

O sırada içten içe baba zaten söylüyordu bunları kendine ve duymuyordu. Duymak istemiyordu. Kızının başını herhangi bir yere vurmadan düşmesine seviniyordu. Düşünmüyordu. Sağlıklıydı ya işte kızı. Pembe kaskı öptü ilk önce. Söylenenlere göre, havada bir tur atan kızının başına bir şey gelmesini engellediği için. Sonra maskenin yeşilimsi camını kaldırıp kızın gözlerine baktı. Kız nedense babası gelmeden önce indirmişti çünkü onu. Görsün istemiyordu onu böyle. Hem kendine, hem babasına kızmıştı belki de.

Gözleri gözlerine değdi tam o sırada gözlerini kaldırınca kız. Kaşı hani nasıl derler dalgalı bir deniz, dokunsan kıyılara vuracaktı. Babasının maviliğinin içinde o kadar şey söylemesine rağmen sadece "Yeniden yapabilirsin!"i okuyordu kız. Motosikletini kaldırdı. Babası eli kadar olan popişine hafif bir çimdik attı. Kız güldü, baba da dudaklarını kaldırdı gözlerini kısarken. Kız, düştüğü tümsekten babasının yardımını istemeden motosikletini karşıya geçirdi. Ve üstüne binip son sürat sahilde tur atmaya başladı. Çay bahçesindekiler şaşkınlık içinde kızı alkışladı. Babası ise toz toprak içinde olmaktan gurur duyuyor gibiydi. Bir anlık yapma ve hiçbir zaman onun olamayacak bir güzelliğin peşinden gitmenin saçmalığını duyumsadı. O andan itibaren içindeki tüm cinselliği öldürdü. Daha önceleri belki baba-babaydı. Ama artık o bir anneydi. Her şeyden önce bir anne. Ve sonra da baba. Anne-baba.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder