3 Haziran 2011 Cuma

"Orhan Veli'nin Yanlışı"na 'Ağıt'



Yapma be Cemalim yapma. Cidden kanattın içimi. Zaten hüzünlü bir gün. Olmadı bu.

Orhan Veli veya Tevfik Fikret'e bir garezin mi varmış bilmiyorum ama... Yakışmamış.


(Ben sadece Orhan Veli'ye değineceğim; daha çok bildiğim için.)


Hani benim şiirlerini, mektuplarını zevkle okuduğum adam bunları yazmamalıydı bence. Hani, "Cemal'im sen bu şekilde şiirlerini bu kadar rahatça yazabiliyorsan, en azından, bunda en büyük pay Orhan Veli'nin idi, unuttun mu canım," demek isterdim, şu yazıyı gördükten sonra yanımda olsa. Saygı olmalıydı en azından. (Sanki saygısızlık yapmıyormuş gibi yapıp saygısızlık yapmak da en çok canımı sıkan şey.)

Ben bugüne kadar çok saçma yazı okudum Orhan Veli hakkında ama bu kadarını görmemiştim. Ölüşüne bile kulp takmış usta. "Ölmeden şiirini oturtmak görevi değil mi?" gibisinden bir şey demiş "Kanık" için. Peh! Adam sanki bilerek mi öldü, düşmüş kuyuya. Yani sen en iyi şiirlerini 20'li yaşlarında yazdın diye, en iyi şiirlerini o yaşlarda mı yazmak zorunda ki herkes? Bütün edebiyat dünyasındaki adamların en iyi eserleri hemen ölmeden öncekilerken, bu ne demek? Çok zoruma gitti be Cemal. Ne bileyim üzüldüm. (Takmış da eski şiirle ne alıp veremediği var mevzusuna ben şimdi aşağıya takmadığı şiirleri de koyacağım.)

Orhan Veli gerek çevirileri, gerek sevdiğimiz İkinci Yeni akımının oluşmasına verdiği katkı, gerek La Fontaine'leri, gerek Nasreddin Hocaları ile büyük bir adamdır. Şiirlerinden sadece iki tanesini söylemiş "eh güzel işte" diye. E tabi kendi şiirindeki gibi imgeler ararsan olmaz. O düzen içinde bakmak gerek.

Hani anlayabiliyorum, sonuçta ikisinin akımı -örnek aldıkları, etkilendikleri kişiler aynı olsa bile- çok çok farklı yönde. Ama Orhan Veli hiç yapılmadık bir şeyi yapmaya çalışıyordu o sıralar. Hani o yapılmamıştı. Yürek isteyen bir işti. Belki yaşasaydı şiirinin ne yöne gideceğini hiçbirimiz kestiremeyiz ama o "duru hikâye şiirleri" bile çok şey anlatır. Ki zaten benim övgülerime ihtiyacı yok; ama ne bileyim Cemal Süreya'nın bu söylediklerine çok üzüldüğüm için belki biraz duygusal yaklaşıyorum. 

Bana göre bir akımın peşinden körü körüne gitmek çok saçma. Hep söyledim, söylüyorum, söyleyeceğim. Biraz öyle yapmış sanki Bay Süreya. Melih Cevdet ve Oktay Rifat'ı överek de "Aslında ben onların akımını değil Orhan Veli'nin şiirlerini eleştiriyorum" demek istemiş. Üzüldüm be Cemal...

Cidden üzüldüm. Yani hani kalbimdeki yerin "çıt" etti.

Yazı ile ilgili olarak da son olarak şunu söyleyeyim (birkaç şiirini koyacağım sonra): Ben seni seviyorum Orhan Veli, şiirlerini de. Bana göre ikisini de kazandın. En azından 36 yaş için. 
---

Adamım Sait Faik kendisi için şöyle bir şey demiş:

"İki incecik bacak, kısaca bir trençkot, kanarya sarısı bir kaşkol, müselles bir yüz, şişirilmiş bir göğüse benzeyen bir sırt, -denebilirse- ergenlik bozuğu bir yüz: İşte görünüşte Orhan Veli"

---

*Mesela şu var: Değil. Bana göre mükemmel bir şiir.

*Anlatamıyorum ve Bedava ve Hürriyete Doğru çok bilindiği için yazmıyorum ama onların da üstüne tıklarsanız göreceksiniz. Dalgacı Mahmut ve İstanbul Şiirleri güzelmiş bir tek diyor bir de. Peeh. 


*Mesela: 


Davet


"Bekliyorum
öyle bir havada gel ki
vazgeçmek mümkün olmasın"
 

Ayrılış

Bakakalırım giden geminin ardından;
Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlıyamam



---


*Mesela: Şöyle bir ayarı vardır Ahmet Haşim'e, ki bu ayar onun felsefesine göre şiiridir. Her şey şiirdir çünkü Orhan Veli için, Cemal Süreya için öyle olmayabilir. öyle değil diye de eleştirmek... Garip.


Eskiler Alıyorum


Yıldız yapıyorum
Musikî ruhun gıdasıdır
Musikîye bayılıyorum


Şiir yazıyorum
Şiir yazıp eskiler alıyorum
Eskiler verip Musikîler alıyorum


Bir de rakı şişesinde balık olsam

---

Mesela: Ekşi sözlüğü hepiniz bilirsiniz. Biri şöyle demiş bu şiir için. Haklı da. "Bu"dur Orhan Veli. Esprilidir başlıkları bile.

Kitabe-i Seng-i Mezar

Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar;
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allahın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendi'ye


II

Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa öldüğünü alacaklılar
Haklarını helâl ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.


III

Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzigar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigâr.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yazısiyle:
"Ölüm Allahın emri,
Ayrılık olmasaydı."



---


*Mesela şunu kim yazabilirdi ki? (Manifesto gibi şiir)

Dağ Başı


Dağ başındasın;
Derdin günün hasretlik;
Akşam olmuş,
Güneş batmış,
İçmeyip de ne haltedeceksin


---


Mesela: Yorum gerektirmez.


Aşk Resmi Geçidi
Birincisi o incecik, o dal gibi kız,
Şimdi galiba bir tüccar karısı.
Ne kadar şişmanlamıştır kim bilir.
Ama yine de görmeyi çok isterim,
Kolay mı? İlk göz ağrısı.


İkincisi Münevver Abla, benden büyük
Yazıp yazıp bahçesine attığım mektupları
Gülmekten katılırdı, okudukça.
Bense bugünmüş gibi utanırım
O mektupları hatırladıkça.


.............. çıkar
.............. dururduk mahallede
......................... halde
............ yan yana yazılırdı duvarlara
................... yangın yerlerinde.


Dördüncüsü azgın bir kadın,
Açık saçık şeyler anlatırdı bana.
Bir gün de önümde soyunuverdi
Yıllar geçti aradan, unutamadım,
Kaç defa rüyama girdi.


Beşinciyi geçip altıncıya geldim.
Onun adı da Nurinnisa.
Ah güzelim
Ah esmerim
Ah
Canımın içi Nurinnisa.


Yedincisi, Aliye, kibar bir kadın.
Ama ben pek varamadım tadına.
Bütün kibar kadınlar gibi
Küpe fiyatına, kürk fiyatına.


Sekizinci de o bokun soyu.
Elin karısında namus ara,
Kendinde arandı mı küplere bin.
Üstelik .......
Yalanın düzenin bini bir para.


Ayten'di dokuzuncunun adı.
İş başında şunun bunun esiri,
Ama bardan çıktı mı,
Kiminle isterse onunla yatar.


Onuncusu akıllı çıktı
....... gitti .........
Ama haksız da değildi hani.
Sevişmek zenginlerin harcıymış
İşsizlerin harcıymış.
İki gönül bir olunca
Samanlik seyranmış ama,
İki çıplak da, olsa olsa,
Bir hamama yakışırmış.


İşine bağlı bir kadındı on birinci,
Hoş, olmasın da ne yapsın,
Bir zalimin yanında gündelikçi.
.........leksandra
Geceleri odama gelir,
Sabahlara kadar kalır.
Konyak içer sarhoş olur,
Sabahı da işbaşı yapardı şafakla.


Gelelim sonuncuya.
Hiçbirine bağlanmadım
Ona bağlandığım kadar.
Sade kadın değil, insan.
Ne kibarlık budalası,
Ne malda mülkte gözü var.
Hür olsak der,
Eşit olsak der.
İnsanları sevmesini bilir
Yaşamayı sevdiği kadar.


*Meselalar:
Bir Duyma da Gör 

Bir duyma da gürültüsünü
Dallarda çıtıradayarak açılan fıstıkların,
Gör bak ne oluyorsun.
Bir duyma da gör şu yağan yağmuru;
Çalan şanı, konuşan insanı.
Bir duyma da kokusunu yosunların,
İstakozun, karidesin,
Denizden esen rüzgârın...



Tren Sesi

Garîbim;
Ne bir güzel var avutacak gönlümü,
Bu şehirde,
Ne de bir tanıdık çehre;
Bir tren sesi duymaya göreyim,
İki gözüm,
İki çeşme



Gülümsüyorum


Sokakta giderken,kendi kendime
Gülümsediğimin farkına vardığım anlarda
İnsanların beni deli zannedeceğini düşünüp
Gülümsüyorum...



Not: Unuttuklarımızı da ekleriz artık. Böyle Şeyler işte Cemal'im. Üzüldüm sadece.

1 yorum:

  1. Müşfik Kenter'dendi sanırım.Onun sesinden dinlemiştim "Anlatamıyorum"u.Zamanı çok kısaydı bizim saat dilimlerimizde.Ama sonra ne dinlesem yine de o tat kalmıştı bende.Hatırladım da şimdi yine,o tat geçen zamana rağmen aynı güzelliğinde. Bakıyorum da bu yazına:Hani yazmaktan vazgeçtim de şiiri...diyorum ki,keşke okumayı da biraz daha bilebilseydim.Okurken haklarını da verseydim.

    YanıtlaSil