24 Aralık 2010 Cuma

Çiğdem'e Ağıt



(Belki o bu başlığı görse çok kızardı; hem ağıtın anlamını değiştirdiğim, hem de isminden sonra "hocaya" ya da "öğretmene" demediğim için. Ama olsun. "Geçenlerde Turgut Uyar okurken böyle bir başlık atmaya karar verdim," dersem akabinde, sevinirdi eminim.)

İlkokulda -fakir okulumuzda- griye çalan ama siyahımsı, camlı ve içi gözüken, boğuşurken kıçınız yanlışlıkla ona çarptığı zaman hemen "gırç"layan (tekerlekleri yoktu) biricik, cânım bir kitaplığımız vardı. Ve burada meşhur kitapların özetleri yatardı. Tüm dünya klasikleri. Aklınıza ne geliyorsa... Ben tabii o dönemler onların özet olduklarını bilmiyordum; gayet roman okuyan bir tip gibi görüyordum kendimi.

Hepsinin bir numarası vardı ve yoklama sırasına göre "1"den başlayarak dağıtılırdı herkese, her hafta bir tane. Herkesler okumazdı her hafta her hafta tabii, bana da bir tane az gelirdi. Ben de diğer çocuklarla anlaşma yaparak aldım onlarınkini ve her hafta üç-dört kitabım oldu elimde. Bana kitabın özetini onlara anlatmam kaydıyla veriyorlardı ya da zaten okumak onlara hep zül gelmişti, bilemiyorum.

Mutluydum. O dönemler kitaplarla benim aramda "bir aşk" başlamıştı ve adını koyamıyordum. Güzel yazı defterimin arkasına "Yeni Yüz Yıl" ya da "YeniYüzYıl" kitaplarının kitaplık numaralarını, italik ve kendi afili yazı tarzımla yazıyordum. Yanına da hangi kitap olduğunu... Hatta bir tanesini götürmemiştim bile. Beyaz Diş'i. Çok etkilenmiştim. Çok çok.

Gel zaman git zaman büyüdük hocamızın eşi kanser oldu ve okula gelememeye başladı ben ise bir başka okula, sonra da bir başka okula daha gittim. En sonunda Yeşilköy'ün en afili okulunda buldum kendimi. Orta okula geçtiğimizde artık büyümüş ve fazla kitap okumayan biri olmuştum. Tam da o anda geldi Çiğdem Hoca.

Öncelikle okumanın güzel olduğunu anlattı yeniden. Hatırlattı diyelim. Sonra da yazma ile arası olmayan ben gibi öğrencilerine yazmayı öğretti. Çizgisiz kağıda yazmayı, yanlardan boşluk bırakmayı, üstten ve de alttan... Türkçe kelimeler kullanmayı öğretti ve de eksiksiz yazabilmeyi. Hataları bizim sınıftan kişilere sordurdu belki de kendisi söylerse bu kadar etki yapmayacağını biliyordu.

Benim Çiğdem Hoca'yı can evinden vurduğum zaman ise "Can Der ki..."li bir yazı yazmam oldu. Çok hoşuna gitmişti. Yazı o kadar iyi değildi -daha iyilerini zaten yazmıştım- ancak sanırım orta bir çocuğundan öyle bir başlık beklemiyordu, çevre hakkındaki bir kompozisyona. Sevinçliydim.

Çiğdem Hoca 2 ya da 3 sene sınıf öğretmenim oldu ve bu benim şansımdır. Orta ikide yine takdir bastığımda bizimkilere (sınıftakilere) "oley oley oley" diye futbolcuların yaptığı hareketin tek "oley"li kısmını yapmıştım ve bana epey kızmış karnemi vermemişti. Ama o zamanlar derslerim iyi değildi. Yani karnemde 3 vardı sanırım ve 3 alan takdir alamaz diye bir şey vardı. Resim mi neydi 3. Hey gidi günler.

Çiğdem Hoca yazmayı biraz biraz öğretince kitap okutmaya başladı hem de ne kitaplar. Feleğimiz ve düşünce dünyamız şaştı. Okuduğum kitapların özet olduğunu öğrendim mesela. Yıkıldım ama yılmadım. Yanılmıyorsam 3 senede: Sefiller, Çalıkuşu, Simyacı, Şeker Portakalı, Martı, İnci, Fareler ve İnsanlar ve son olarak da -yanılıyor olabilirim- Ezilenler'i okuttu. Hemen hepsi üniversite düzeyindeki bu kitaplar, o zamanlar -en azından- beni çok değiştirdi. Şimdi bir iki cümle kurabiliyorsam, insanlardan biraz daha değişik bakabiliyorsam olaylara ve az biraz da çekingensem hep bu kitaplar sayesinde. Ve unutmadan "Ölü Ozanlar Derneği"ni de o leş bodrum katındaki bilgisayar labaratuvarında o izletmişti ilk ve ben "Kitabını okudum onun!" demiştim de gülmüştü epey mağrur bir ifadeyle. "Affferrin" gülüşüydü bu.

O zamanlar onu pek sevmesem de içten içe sevmişim demek ki dedim bu yazıyı yazarken. Çünkü sınavlarından genelde düşük alırdım; kompozisyonlarımı ise anlamadığından dert yanardım. Ama meğersem hepsi benim iyiliğim içinmiş.

Ve dedim ki sonradan, en sonunda ve hep: Hâlâ "Can-atan"ım.

17 Aralık 2010 Cuma

Kadın vs. Erkek




E: Erkek. Tahminen 25-30 yaşlarında.
K: Kadın. Tahminen 25-30 yaşlarında.
YT: Yaşlı Teyze. Tahminen 60-65 yaşlarında.


--I. BÖLÜM- ERKEK--


YT: Naber evladım nasılsın?.
E: İyi işte Müjgan Teyze ne olsun uğraşıp duruyoruz. Barbaros nasıl? (Barbaros arkadaşı teyzenin oğlu.)

YT: O da iyi okula gidip geliyor master yapıyor ya.
E: Doğru uzun zaman oldu görüşmeyeli. Evet...

YT: ...
E: Heee... Sen nasılsın? Kusura bakma dalgınım bugün Müjgan Teyze, halini hatrını soramadım.

YT: Ne olsun be oğlum yaşlılık biliyorsun işte Fevzi Amcana araba çarptı, ona ilaç aldım çorba kaynatacağım şimdi akşam da Barbaroslar bize gelecek kız arkadaşıyla. Yemek hazırlıyorlar evdekiler Aygül'le beraber. Benim kardeşlerimi de çağırdım Barbaros'un birkaç arkadaşı daha gelecek. Çocukları üst kata koyacağız biz, biz bize gülüp eğleneceğiz.
E: Güzeel.

YT: Sevim ne yaptı evlendi mi?
E: Evlendi.

YT: Çoluk çocuk?
E: Var bir tane.

YT: Allah bağışlasın kaç aylık?
E: Yedi oldu.

YT: Kız mı, erkek mi?
E: Kız kız.

YT: Kızlar en iyisidir. Büyüyünce evde hizmet görür hem babasına, hem annesine. Bak siz ne yapıyorsunuz varsa yoksa okumak. Ama kız çocuk öyle mi?
E: Doğru.

YT: Adı ne?
E: Sevil.
YT: Sevim-Sevil. Ne güzel. İleride karıştıracaklar isimlerini evdekiler.
E: Eh, evet.
YT: Neyse oğlum ben gideyim. Bizimkiler beceremez bensiz yemek işini. Gideyim de yardım edeyim annene babana çok selam söyle. Gelsinler bir gün kahveye de beklerim.
E: Peki. Allahaısmarladık.


--II. BÖLÜM KADIN--


K: Merhaba Müjgan Teyzecim nasılsın? Çok iyi görünüyorsun maşallah formundan hiçbir şey kaybetmemişsin.

YT: İyiyim kızım sen nasılsın ailen nasıl?

K: Ben iyiyim. Vallahi siz de çok iyisiniz ama... Hatta gençlere taş çıkarırsınız! Fevzi Amcanın durumunu duyduk çok üzüldük umarım bir an önce sağlığına kavuşur. Bizimkiler iyi. Sevim hatta doğurdu anne oldu bir görsen nasıl da güzelleşti anlatamam. Yanakları böyle pembe pembe. Kızının da öyle. Yürümeye filan çalışıyor ancak şimdilik emeklemekle yetiniyor. Annesine yakın bir isim koyduk ki onun gibi güzel olsun diye. İsmi Sevil. Babası koydu. Enişte çok iyi ablama bir görsen bir görsen. Bir dediği iki olmuyor evde. Sahi Barbaros ne yaptı? Master yapıyor değil mi? E onun da işi zor. Bir saniye telefon çalıyor Müjgan Teyze.

YT: Tamam kızım.

K: Evden telefon geldi. Benim gitmem gerek Müjgan Teyze. Sonra bir kahve içmeye annemlerle uğrarız bir gün umarım. Kendinize çok dikkat edin. Fevzi amcanın ellerinden öperim. İyi günler.

3 Aralık 2010 Cuma

Sen Ciddi Anlamda Bir Dehasın

Kısa Kısa #8


- 1960'lı yıllarda 2000'lerde; 1980'li yıllarda 2020'lerde; son olarak 2010'lu yıllarda 2050'de uçan araba çıkacağına inanılıyordu (ve hala inanılıyor 2010'lu yıllar dediğime göre.) Diğerlerinin gerçekleşmediğini düşünürsek 2050'de uçan araba bekleyen bir neslin daha, uçan araba göremeden tarihe karışacağına tanıklık edeceğiz. Ve bu da en iyi ihtimal 2100'den önce uçan araba ve hava yolu ulaşımı olmayacak demektir. İçimizdeki Star Warsçular ve Jetgillercilere duyurulur. (gülücük) (Tabi bu genellemeler yanlış hep.)

- Mesela evde, gün ışığında -hatta karanlıkta bile çoğu zaman- herhangi bir odanın ışığı açılmaz ya da açmaya gerek duymazsınız gece olmadıkça; ancak tuvalete gidiyorsanız o ışık (ya da lamba) mutlaka açılır. Çok acayip geldi bu bana durup dururken.

- Özkan Uğur'la Ağırlığınca Altın.