27 Ekim 2010 Çarşamba

Before The Flood & Sihir


Mesela şöyle bir albüm kapağına sahip plak geldi dün. "1974-Fransa" baskısı.

"Sihir"ini ise: "Konser sırasında çakmak ve kibritleri havaya kaldırılması ilk kez bu turne sırasında gerçekleşir ve günümüze değin sevimli bir gelenek olarak sürer." diyerek özetlemiş Gökalp Baykal. Kapağın bu fotoğraf seçilmesinin de hikayesidir bu aynı zamanda.

Kendi fikrimi söylemek gerekirse, belki de gördüğüm en güzel kapaklardan biri. Artık siz de bu geleneğin ne zaman başladığını bilerek filan kaldırırsınız çakmaklarınızı. Alın size bu yazının -ve "ama..."yı takip etmenin- artısı (!) Hadi yine iyisiniz he..

Sıra geldi " '66 " ya. Onu da bir gün param olduğunda almak ümidiyle..

Günün mottosu:

"Para hiçbir şeydir önemli olan çok şey var; başında 'daha' yok."

24 Ekim 2010 Pazar

Dünyanın En Kırmızı Yanaklı İnsanı



 Biraz daha şişmanladım son zamanlarda. Bembeyaz saçımın örgüsünü bir hemşire açıyor şimdi. Halbuki bastonla yürümeye başlayalı daha şunun şurasında 5 sene olmuştu. Nereden geldi bu düşüş?

---

 Saçım kadar beyaz olmayan bir hastanedeyim; hava gri, pek daral geldi. Boynumu açıyorlar neyse ki. Çok sıkmıştı şu baş örtüsü, hemşire onu da açtı. Elleri ne kadar da güzel. Erkek hemşire de yeni görüyorum. Ahir ömrümüzde bu da varmış, kadın doktor çok görmüştüm ama... Bu zaten 3. kalp teklemesi. Yoksa 4 müydü?

---

 Çok üzdüler beni ya da benim üzülmeye çok elverişli bir bünyem vardı, bilemedim.

Yemek yedirmiyorlar artık. Gene o makineyi bağladılar.

---

 Adım atmaya korkar oldum, çocukken koşar oynardım. İp atlayan ben miydim? Torunumla sek sek, saklambaç, basket oynayan? Kardeşi yok diye ona kardeş olan? İnsanlar arasında kendisine güvenmesini sağlayan ben miydim? Ne olursa olsun insanları sevmesini aşılayan? Biraz saflık mı bulaştırdım yoksa ona...

---

 Bana ağlamasına dayanamam, yanımda üzgün durmasına hiç dayanamam. Anne-babası kavgalıyken gelir benim "meme"mde ağlardı. ("Göğüs" ya da "koyun" hiç dedirtemedik buna; yanınızda bir gün derse şaşırmayın yani.) Göbeğimi kollarıyla sıkar öylece içine ata ata ağlardı. Gözyaşlarını içine ata ata ağlayan bir onu gördüm. Çok hisli çocuktu. Küçükken "Zeytin, zeytin!" diye dolap tırmalayanın bugünkü gözü yaşlı halini görmek çok acı. Son bir can havliyle soluma döneyim de görmey...

---

 Ona öğütlemiştim ben ölürsem ağlamaması gerektiğini bundan 11 sene önce, o zamanlar da geçiştirmişti bu konuyu. İnsanlar nedense "dürüst" olamıyor şu ölüme karşı; zaten kim kime dürüst olmuş, kim hiç yalan söylememiş ki bu hayatta? Çevremdekilerin bana Adile Naşit muamelesi yapması benim çok iyi biri olduğumu göstermez ki? Hem 76 yaşındaki bir insanın ölmesinden daha doğal ne olabilirdi ki?

---

 Söylenmemiş kelimeler var daha ama vakit az, zaman değişiyor. Dünyanın en kırmızı yanaklı insanı -öyle derdi bana- sanırım yavaş yavaş demir alıyor. Son söyleyeceğim şudur ki...

---

 Sana sorgusuz sualsiz güvenen ve seni sen olduğun için seven birini bulursan evlen, aksi taktirde evlenmesine ön-ayak olduğum annenin evliliği gibi mutsuz bir evlilik sürersin.

---

 Ama ne yapayım üç çocuğumdan ikisi zaten evlenmedi. Biri yuva kursun, mutlu olsun dedim; o da mutlu olamadı, çok. Hayattaki en büyük hatam mıydı? Belki. O da beni affetsin. Göremedim onu aranızda nerede ki? Son bir "elveda"yı hak ettim bence anne olarak. Affetmedi mi beni? Canı sağ olsun.

---

 Torun, torun. Erken yaşlandım. Tavlanın, iskâmbilin kumardan sayılmayacağını sen söyledin. Günahı boynuna. Şaka şaka. Gel son bir öpeyim. Gelemezsin ama değil mi? Ben de öpemem zaten içimden konuşuyorum. Gözlerim eskisi gibi yeşil bakamıyor.

---

 Kocama kavuşuyorum 21 sene sonra, sevinmeli miyim?

---

 Seni kimse üzmesin. Hoşça kal anneannesinin kuzusu!

23 Ekim 2010 Cumartesi

-Altyazılı- Günün Fotoğrafları

asajkdhafjfgsdgdşfhlöfghşfgh Bob'ı çok özlemişim bu belli. 3 fotoğraf var biri gülmekten ölmelik (tipe ve duruşa gel). Biri düşündürücü ve biri de üzücü. Öyle du bakalım.


"Eğer başka bir yerde olsaydık senin o lanet burnuna yumruğu çakmıştım."



"Seni sorgulamıyorum çünkü (senden) bir cevap beklemiyorum."



"(Karşılıklı oturup) konuşabileceğime inandığım bir ya da iki kişi var."

21 Ekim 2010 Perşembe

bazenbirkitaptayazansadebircümlebileokitabısevmeniziçinyeterlidir


" Benden okumak için kitap önermemi isteyenlerin kalbimi de istediklerini sanıyordum, hâlâ öyle! "

Barış Bıçakçı'nın bu yorumuna bir de şunu ekleyelim "kitap"ın yanına, anlatım bozukluğu yapmamaya çalışarak: "... ve izlemek için film" diyelim . Heh, işte oldu mu size Can. Ne kitap, ne de film önermemi istemeyin benden, kalbimi de istiyorsunuz çünkü! Bundandır bütün bu önerememezliğim. Ve paylaşamamazlığım.

7 Ekim 2010 Perşembe

Kısa Kısa #5


- bazı adamlar yaşlandıkça yakışıklaşıyor ama yaşlandıkça güzelleşen bir kadın henüz görmedim.

- siyah&dar&deri pantol almadan ve bir gün onunla gezemeden bu dünyadan göçersem cidden gözüm açık giderim.

- ben dede olunca torunumu okuldan almak istiyorum dedim, bir ilkokulun önünden dedesi ile geçen kız çocuğunu görünce. yokuş aşağı elele tutuşmuş, koşarak iniyorlardı. ama sonra korktum. ya benim zamanımda böyle şeyler olmazsa. yokuşlar filan? ya servisler olursa? ya dede olamazsam? "neyse, çok yaşlanmamış olmadan ölürüm işte." dedim. ama sonra da "ya hiç evlenemezsem; ya hiç çocuğum olmazsa; ya onun çocuğu olmazsa?" dedim ve derin düşüncelere daldım.

- heee bak msndeki şaşırma ifadesini biliyorsun di miğğ? öyle yapıp kaşını kaldırınca alnında çizikler oluşuyor benden söylemesi. geçen baktım iki tane çiziğim var. ama az. kanımca 2 sene ota boka şaşırıp alnımı kırıştırmazsam; o çizikler geçer. daha gencim ama dünya şaşırtıcı sürprizlerle dolu. aman bu son cümlenin üstünü çiz. çok dandik bir film klişesi oldu.

- şimdi alnı kırışık filan dedim de ben mesela bazı adamları alnı kırışık olmaksızın hayal edemiyorum. ne bileyim bir erol günaydını düşünsene hiç kırışık yok, şaşırma ifadesi yok. ne yapayım öyle adamı ben be?

- babayın.