27 Haziran 2010 Pazar

"Kendini Artık Tanıyamamak" zırvası üzerine zırvalamalar!



İnsan en zor kendini anlıyormuş, kendini tanıyormuş diyorlar. Yalan bu bence. Ne bileyim yalan gibi geliyor üzerinde biraz düşününce. Zaten büyük adamların söylediği sözleri -hım nasıl desem- hiçbir zaman dogmatik bir emirmiş gibi almadım, almam da. "Neden demiş bunu yani?" diye etraflıca düşünürüm.

Çok tuhaf, insanlar daha önce yapmadığı bir şeyi yapınca nedense: "Aaa kendimi tanıyamıyoooruuum!" diyor. Halbuki zaten daha önce yapmadığın bir şeyi yapınca insan oluyorsun. Unutunca, sevince, nefret edince, kötü olunca vs. İşin kötüsü de bu yapmadığı şeyleri yapınca kendinden bir şey kopacak veya ne bileyim bir şey eksilecek gibi düşünenler bile var.

Yahu banane bütün bunlardan!


Kendimi tanıyamıyorum çünkü daha dünyada yapmadığım bir sürü şey var. Evet, sürü! Veya kendimi tanıyamıyorum çünkü sürekli aynı şeyleri yapmak çok sı-kı-cı! Kendimi anlıyamıyorum çünkü bir süre sonra aynı düşünceleri benimsememiş oluyorum; hatta düşünmüyorum bile hiçbir şeyi! Ya da bu "kendini tanıma" zorunluluğu da nereden geliyor ki? Ben birisinin beni tanımasını; kendi kendimi tanımama yeğlerim doğrusunu isterseniz.

Ne bileyim bir süre sonra bir insanı severken sonra onu sevmemeye başlayabilirim. (Adı sevgi olmayabilir neyse işte). Araba sevmezken, sevmeye; motorlu-pisiklet(!) kullanmazken kullanmaya; köpekleri daha çok severken, kedileri daha çok sevmeye başlayabiliyorum. Ama sonra "Bundan kime ne!" diyeceğim yerde ne diyorum:

"Ayyy, kendimi artık tanıyamıyorum,"

"ben böyle şeyler yapmazdım!"

Ne bileyim saçma. Neden daha önce yapmadığım şeyleri şimdi yapınca kendimi anlayamamaya başlayayım ki? Neden daha önce yaptığım şeyleri, şimdi yapmamaya başladıysam kendimi artık tanıyamayayım ki? Neden bir önceki buster ile şimdiki buster aynı olmak zorunda ki? Kendimle çelişiyorsam da kime ne ki? Bu bir sorun mu? Nereden geliyor bu kendini tanıma zorunluluğu? Kendimi birine tanıtırken "Önce kendini tanımalısın!" gibi bir ön koşul mu var?

Fazla düşünmüyorum mesela; olduğu gibi kabul ediyorum bazı şeyleri artık. Halbuki daha birkaç ay önce her şeyi kıskandığımı, bencil olduğumu söyleyen ben değil miydim; her şeyin bir sebebi olduğunu düşünen? Deli gibi fanatik bir taraftar olan, küfür eden ama içki içmeyen vs. Ee değiştiysem de ne olmuş yani? Artık eskisi gibi sevmeyeceksen de beni, bundan kime ne? Veya eski arkadaşlarım artık arkadaşım olmayacaksa, egosu hâlâ tavanda gezineceksem, diğer insanların bu hallerini küçümseyeceksem, kimseyi artık aramayacaksam bıllağğ bılağğ. Kısacası eskiden yaptığım şeyleri artık yapmayacaksam ve kendimi tanıyamayacaksam neden bu en zor iş olsun ki! "Kendimi tanımıyorum." demek bile kendimi tanımak değil mi zaten?

"Sadece nasıl olduğunu merak ettim bazı şeylerin; o yüzden yaptım." demek veya, Jim Morrison'ın dediği gibi. Ya da merak da değil; öylesine, belli bir nedeni yok. Belki var ama ben bilmiyorum, farkında da değilim ne istediğimin çünkü ben, eski ben değilim!

Not: Belki de birkaç ay sonra bu düşüncelerim de değişecek; ama zaten yazılarımda -veya kendi içimde- tutarlı olmamı gerektiren şey neydi ki?

11 Haziran 2010 Cuma

9 Haziran: "Sanatçı"ların Doğum Günü


Nasıl atlamışım hiç bilemiyorum ama 9 Haziran "mübarek" bir günmüş. Özellikle "müzik" ve "sinema" dünyası için. Ben bu kadar güzel insanın aynı günde doğduğunu hiç hatırlamıyorum. Hani abartmak için de söylemiyorum ama vallahi görmedim. "Vallahi" demeyi de sevmezdim peeh. Neyse, bu güzel insanların fotoğrafları ve kısa bilgileri ile sizi baş başa bırakayım.


1)Johnny Depp: Her rolün adamı, adamım Johnny 9 Haziran'da doğmuş. Kim inanıyor ki yaşa? Güya 47 oldu. A-ama, n-nasıl diyebilir gerçek 47'ler. Öyle işte, bu adam 47 yaşında!! "Her rolün adamı" olduğu gerçeğine de inanmıyorsanız fotoğraf anlatıyor.



2)Natalie Portman: İşte! Ağlarken de, gülerken de kendini sevdiren. Ne diyebilirim ki? En sevdiğim kadın oyuncu. Your Highness'de Zooey Deschanel birlikte rol kesecekler. Ve beni delirtmeye kararlılar. Güzel. 81'li kendisi.





3)Michael J. Fox: İsimden hatırlayamayanlar için "Back to the Future" diyeyim. Soğuk kış günleri diyeyim, Kanal-D'de "Geleceğeee Dönüüüş" diyeyim; siz de hatırlayın. Gerçi bu filmden başka hiçbir filmde başarılı olamadı diyebiliriz onun için sanırım; ama bu "sanatçı" olmasına engel teşkil etmiyor. O da 61'liymiş. Vov, zaman geçiyor!


4)Les Paul: Ve müzik dünyasına girebiliriz. Tabiî ki en "baba"dan başlayarak. Müthiş bir gitaristtir Lee Paul. O kadardır ki, kendisini bir "gitar markası" zannedenler bile vardır. Anormal de değildir çünkü kendisi için yaptığı gitarı, daha sonra "Gibson" firması telif hakkını alarak adını kullanmıştır, "Gibson Lee Paul" olarak. "Büyük üstad"dır kendisi. 2009'da aramızdan ayrıldı, tam 94 yaşındayken. Rahat uyu.



5)Mathhew Bellamy: "Muse" diye bir grup var, fazla iyi. Ve bu herif de o grubun her şeyi: Solisti, gitaristi, söz yazarı. Sevenlerinin artması beni üzse de, "Seviyorrruum uleeeyn!" demek istiyorum Avrupa Yakası'nın İzzet'i nidasıyla. Özellikle canlı performanslarını tavsiye ederim -her zamanki gibi-. 78'lidir aynı zamanda kendileri.




Yazının Özü: Eğer 9 Haziran'da doğmuşsanız hiç kasmanıza gerek yok:

Siz bir sanatçısınız!

7 Haziran 2010 Pazartesi

Hüznün Evi+İncin(t)mek


"Sen nası güzel bir insansın Norah Jones?.!," diyerek girmek isterim bu Johnny Cash "eser"lerinin içine. Johnny Cash'in "tribute"unda sahne alan Norah Jones'dan geliyor "Home of the Blues" yorumu. Gitar da yakışıyor bu kıza, piyano da. Sese zaten laf yok. Hastası mıyım neyim bilmiyorum.



"Sen nası güzel bir insansın Joaquin Phoenix" diye devam etmek isterim. Nasıl bir rol adamısın? Nasıl bir rolün içine bu kadar girebilirsin. Nasıl Johnny Cash'den daha "John" olabilirsin, bilemiyorum. Tabiî ki gitarı kendisi çaldı bu rolde ve sesi de kendi sesi. Seni sevmezlerdi belki de Gladyatör'deki rolünün etkisiyle ama ben sana artık bitiyorum, adamımsın ehe. (Zaten kendisini bir önceki videoda da "back" vokal olarak görebilirsiniz, gitarıyla Norah Jones'un arkasında çalarken).



Veee bu "eser"in gerçek sahibine geldi sıra. Va ardından da malum cümle: "Sen nasıl güzel bir adamdın Johnny Cash"

Kendisinin ve Bob Dylan'ın benim için hayatımdaki anlamlarını anlatmaya blog sayfaları yetmez (yeter de ben anlatamam roman yazarım). Bu da kendisinden. Gerçi o "bu" anlamda yazmadı ama ben "o" anlama çevirdim.



Just around the corner there's heartache
Down the street that losers use
If you can wade in through the teardrops
You'll find me at the Home of the Blues

I walk and cry while my heartbeat
Keeps time with the drag of my shoes
The sun never shines through this window of mine
It's dark at the Home of the Blues

Oh, but the place is filled with the sweetest mem'ries
Mem'ries so sweet that I cry
Dreams that I've had left me feeling so bad
I just want to give up and lay down and die

So if you've just lost your sweetheart
And it seems there's no good way to choose
Come along with me, misery loves company
You're welcome at the Home of the Blues

Just around the corner there's heartache
Down the street that losers use
If you can wade in through the teardrops
You'll find me at the Home of the Blues
Yeah, you're gonna find me at the Home of the Blues


Ve kapanışı mükemmel yapmak şarttı bu kadar "olay"dan sonra. June Carter'a olan büyük aşkı...

Ve bir klip çekecek ömrü vardı. Zaten Hayatının Aşkı'nın ardından 4 ay bile yaşayamadı ve o da gitti. Umarım orada gene mutlulardır, hayatımda gördüğüm en mükemmel çift olan June Carter ve Johnny Cash. Bu klipte o tablodaki tabii ki June Carter. "Hurt" aslında bir kısa film de diyebiliriz. Özellikle şarabı döktüğü sahneye dikkat çekmek isterim.



I hurt myself today
To see if I still feel

I focus on the pain

The only thing that's real
The needle tears a hole
The old familiar sting
Try to kill it all away
But I remember everything

What have I become
My sweetest friend

Everyone I know goes away
In the end
And you could have it all
My empire of dirt
I will let you down
I will make you hurt

I wear this crown of thorns
Upon my liar's chair
Full of broken thoughts
I cannot repair
Beneath the stains of time
The feelings disappear
You are someone else

I am still right here

What have I become
My sweetest friend
Everyone I know goes away
In the end
And you could have it all
My empire of dirt
I will let you down
I will make you hurt

If I could start again
A million miles away
I would keep myself
I would find a way



Selamlar "John".
Ve senin sayende bana "John" diyenlere de.