14 Kasım 2010 Pazar

Annecim Beni Seviyor Musun? & Yaşlı Adamın İlginç Hikayesi ve Bir Kız



Saçları beyaz gibi beyaz, suratı yamalı futbol topunu andıran, gözleri floresan gibi mavi... Alnında çapa izi, dudaklarında bıkkınlık, sakallarında istemsiz bir sıklık... Camdan bakıyordu çocukluğundaki kirpikleri; ve önünde oturan uzun saçlı erkek çocuğuna bakamayacak kadar utanıyordu yaşlılığından ve yalnızlığından elleri...

İlkokul tıraşını 5 senedir olan Leman'ın oğlu, "Annecim beni sevmiyor musun?" deyip haykırmaya ve akabinde ağlamaya başladı fütursuzca. Leman'ın yorgun gözleri metrobüsün ayak takımının yerini işgal ettiğinin farkında olmaksızın kendine-dışarıya bakıyordu ve bir yandan da canından çok sevdiği ama onu erken yaşlandıran oğluna.

"Of!" çekti yaşlı adam kahverengi ceketini enseleyerek, "Bu nasıl dünya, daha yeni gelmiştik dün!" der gibiydi ve o anda ölmeyi düşlüyordu, 10 seneden beri düşlediği gibi kulakları.

"Lemaaaaan!" diye çığlığı bastı. Leman'ın camına vurarak onu uyandırmaya ve kendisine dikkat kesilmesine uğraşıyordu, kemikleriyle. Ağlamaya başladı yeniden. Çok yüksek sesle, bağırarak, "Oturmak istemez misin annecim?" dedi. "Neden oturmak istemiyorsun ki Leman?", "Annecim?", "Lemaaaan!!", "Bak buraya annecim?" dedi annesini çenesinden tutup döndürmeye çalışarak. "Sessiz olur musun, sakin ol!" aldı annesinden ilgi yerine ve arkasında ona gülen uzun saçlı erkek çocuğu görmüyordu gözleri.

Gözlerinin hemen üzerinde olan kaşları, üst dudağının hemen üzerinde olan bıyıkları... "Zaman geri gelse!" çığlıkları engel olamadı gözlerinin kapanmasına ve hayalleri alemine dalmasına...


"Annecim boğazıma vurdular benim hiçbir suçum yoktu ANNECİM. Bana inanmıyor musun annecim? Çok acıyor! Annecim beni neden eskisi gibi sevmiyorsun? Lemaaaan!" dedi ve kafasına vurmaya başladı.


Gözlerini açmamasına imkan yoktu o anda; ellerinin içindeki siyah kirleri ve tırnaklanmış parmaklarını düşünüyordu rüyasında. "Eskiden ne çok gül dikmiştim"lercesine salladı bir saniyeden daha az bir süre kafasını, gözleri kapalı ve elleriyle aortlarını yokladı.


"Benim hiçbir suçum yoktu Annecim. Bana bak. Heey burdayım! Neden bana bakmıyorsun Annecim?" Kadın o an sigarası olmasını düşledi ancak yoktu. Camdan dışarıya bakmayı sürdürdü. "Lemaan bana inanmıyor musun?" dedi iki katı yükseklikte olan oğlu ancak kalbi...

"Eskiden ben çok yakışıklı adamdım köyden geldiğimizde bir matmazel ile tanıştığımızda ona kendi yetiştirdiğim çiçeklerden bir buket yapıp vermiştim cesaret edip. Şimdi bu burnumu sildiğim mendil var ya... İşte ondan hatıra işlemeli bir bez mendil. Yanlarında yeşil danteller ve üstünde bir Çin motifi olan bu mendil..."


Çok yüksek olmayan uysal bir sesle, bu sadece annesinin duyabileceği bir sesti, "Neden beni eskisi kadar sevmiyorsun Leman?" dedi "A" harfinde vurgu yapmayarak. Annesinden ses gelmeyince kendini yerlere atıp ağlamaya başladı. Metrobüs onlara acıyan, aynı sorunda olan akrabaları olan ve çok zor durumlayan  insanlarla doluydu.

"İşte ondan sonra haber alamadım o hanımefendiden. Gerçek bir hanımefendiydi ve hiçbir şey söylememişti bana ne gelirken, ne giderken. Bana hiçbir şey söylemeyen (insan köleliği hayatımda ilk kez) birini görmemi ve ona âşık olmamı mazur görmüştü herhalde." dedi. Ceketinin koparırcasına kabak kafasına çekti. Ve bir devekuşu gibi uyumaya başladı.


Annesinin zorlamasıyla yerden toz içinde kalkması umurunda değildi. Tek ihtiyacı annesiydi. Ona sarıldı. annesi tamam sakin ol yeter dedi. Sanki dudaklarından öpmeye kalktı. Annesinden tamam iyi misin artık aldı. Yaslandığı yerin cam olduğunu ve kendini görebildiğinin farkına varan Leman'ın oğlu pür dikkat kendini incelemeye başladı. Yeşil kısık dolu gözlerini, sarıkahve kaşlarını, tombik yanaklarını, dolgun dudaklarını ve ilkokul tıraşını gördü. Ancak şişme montuna dikkat kesildi. Toz olduğunu ve annesini tersten gördü. Flaş patladı. Ağlamaya ve yeniden ağlamaya başladı.

Camdan dışarıya bakarken ilk defa kendisini de gördü yolculuk boyunca. Aslında üzülecek bir şey yok bakışı attı camdaki yaşlı adama; "O sadece dış görünüş," dedi. Söyledi: "Bu içimdeki yaşatıyor sonuçta!".  Ve ekledi: "Bir uçurtma alacağım bugün!"

"Lemaan beni artık sevmiyor musun?" diye bağırdı ve hıçkırmaya ve hiçbir soğuk havanın onu beyazlatamaycağı şekilde kızarmaya başladı. Annesinin koyu teni içinde olan ruhu "öylesine" bakıyordu boşluğa. Son derece normal karşılamıştı bu durumu. Yanda iki hanımefendi ağlıyordu ve öbür tarafta iki çocuk gülüyordu. İki erkek acıyor ve iki kişi rahatsız oluyordu biri kitaba ve biri müziğe konsantre olamadığı için. Duraklarına gelince indiler. Ve annesinin omzuna kolunu atıp yürümeye devam ettiler. Annesi de belinden sarmıştı oğlunu. İlerlerken annesini çenesinden çevirdi. Bir şey anlatırken gözlerine bakılmasını istiyor gibiydi.

Daha önce hiç ayna görmemiş, 5 yaşındaki esmer ama kahverengi saçlı; abisinin okul pantolonunu giydiği için donu gözüken dilenci kız Kibariye, soğuktan etkilenmemişti sanki. Başında "komü"leri andıran bir şapka vardı sadece küçük kulaklarını koruması için. Çok aşırı süslü kızın aynasından kendini gördüğünde gözlerinin ve kaşlarının güzel, burnunun hokka olduğunu ilk kez fark etti. Mendilini ve sakızını süslü kıza satamadı. Yanından giderken sanki ona bir şey ima edercesine mendili yere, sakızını kendi ağzına attı. Ve bir vapura kaçak olarak bindi.

 

1 yorum: