24 Ekim 2010 Pazar

Dünyanın En Kırmızı Yanaklı İnsanı



 Biraz daha şişmanladım son zamanlarda. Bembeyaz saçımın örgüsünü bir hemşire açıyor şimdi. Halbuki bastonla yürümeye başlayalı daha şunun şurasında 5 sene olmuştu. Nereden geldi bu düşüş?

---

 Saçım kadar beyaz olmayan bir hastanedeyim; hava gri, pek daral geldi. Boynumu açıyorlar neyse ki. Çok sıkmıştı şu baş örtüsü, hemşire onu da açtı. Elleri ne kadar da güzel. Erkek hemşire de yeni görüyorum. Ahir ömrümüzde bu da varmış, kadın doktor çok görmüştüm ama... Bu zaten 3. kalp teklemesi. Yoksa 4 müydü?

---

 Çok üzdüler beni ya da benim üzülmeye çok elverişli bir bünyem vardı, bilemedim.

Yemek yedirmiyorlar artık. Gene o makineyi bağladılar.

---

 Adım atmaya korkar oldum, çocukken koşar oynardım. İp atlayan ben miydim? Torunumla sek sek, saklambaç, basket oynayan? Kardeşi yok diye ona kardeş olan? İnsanlar arasında kendisine güvenmesini sağlayan ben miydim? Ne olursa olsun insanları sevmesini aşılayan? Biraz saflık mı bulaştırdım yoksa ona...

---

 Bana ağlamasına dayanamam, yanımda üzgün durmasına hiç dayanamam. Anne-babası kavgalıyken gelir benim "meme"mde ağlardı. ("Göğüs" ya da "koyun" hiç dedirtemedik buna; yanınızda bir gün derse şaşırmayın yani.) Göbeğimi kollarıyla sıkar öylece içine ata ata ağlardı. Gözyaşlarını içine ata ata ağlayan bir onu gördüm. Çok hisli çocuktu. Küçükken "Zeytin, zeytin!" diye dolap tırmalayanın bugünkü gözü yaşlı halini görmek çok acı. Son bir can havliyle soluma döneyim de görmey...

---

 Ona öğütlemiştim ben ölürsem ağlamaması gerektiğini bundan 11 sene önce, o zamanlar da geçiştirmişti bu konuyu. İnsanlar nedense "dürüst" olamıyor şu ölüme karşı; zaten kim kime dürüst olmuş, kim hiç yalan söylememiş ki bu hayatta? Çevremdekilerin bana Adile Naşit muamelesi yapması benim çok iyi biri olduğumu göstermez ki? Hem 76 yaşındaki bir insanın ölmesinden daha doğal ne olabilirdi ki?

---

 Söylenmemiş kelimeler var daha ama vakit az, zaman değişiyor. Dünyanın en kırmızı yanaklı insanı -öyle derdi bana- sanırım yavaş yavaş demir alıyor. Son söyleyeceğim şudur ki...

---

 Sana sorgusuz sualsiz güvenen ve seni sen olduğun için seven birini bulursan evlen, aksi taktirde evlenmesine ön-ayak olduğum annenin evliliği gibi mutsuz bir evlilik sürersin.

---

 Ama ne yapayım üç çocuğumdan ikisi zaten evlenmedi. Biri yuva kursun, mutlu olsun dedim; o da mutlu olamadı, çok. Hayattaki en büyük hatam mıydı? Belki. O da beni affetsin. Göremedim onu aranızda nerede ki? Son bir "elveda"yı hak ettim bence anne olarak. Affetmedi mi beni? Canı sağ olsun.

---

 Torun, torun. Erken yaşlandım. Tavlanın, iskâmbilin kumardan sayılmayacağını sen söyledin. Günahı boynuna. Şaka şaka. Gel son bir öpeyim. Gelemezsin ama değil mi? Ben de öpemem zaten içimden konuşuyorum. Gözlerim eskisi gibi yeşil bakamıyor.

---

 Kocama kavuşuyorum 21 sene sonra, sevinmeli miyim?

---

 Seni kimse üzmesin. Hoşça kal anneannesinin kuzusu!

4 yorum:

  1. Şu fotoğraftan bu yazıyı çıkarttın.. Helal. Çok sevdim!

    YanıtlaSil
  2. genelde en son -yazıyı yazdıktan sonra- fotoğraf seçerim; tıpkı yazının başlığını yazıyı yazdıktan sonra koymam gibi.

    YanıtlaSil
  3. ya çok hassas bir günümde olduğumdan, ya da yazı çok etkileyici olduğundan, ağladım.
    ananeler ne güzeldir..

    YanıtlaSil
  4. çok hassas gününde ve yazı da fena olmadığından olmuş olabilir sanırım..

    YanıtlaSil