28 Temmuz 2010 Çarşamba

Rûya


Salondayız.

Salon çok buğulu: Çok sigara içilmiş, çok alkollü, çok soluk, çok soğuk.
Kuzenin çocuğu doğmuş: Çok tatlı, çok tombik, çok güzel, çok sempatik.

Kız çocuğu.

"Herkese bir" gülücükler atıyor; "herkese bir" mavi boncuk dağıtıyor. Ben ileride çok canlar yakacak, diye espri yapıyorum; "grandler" çok tuhaf bakıyor, annesinden "Aaaheea" diye tepkiyle karışık bir gülüş...

Camın kenarında kalorifer peteğine yapışmış durumda olan espritüel kuzene veriyor çocuğu, baba kuzen. Grandler: "Hâlâ çocuk bu çocuk. Buna çocuk verilir mi; düşürür bu şimdi." bakışı atıyorlar o sırada, garip bir şekilde hissediyorum.

Kalorifer petekli kuzen "hoppidi hoppidi" yaparken birden çocuk elinden kayıyor, düşmüyor; ama bunu diğerlerine anlatamaz. Grandler "demedim mi ben" bakışı atıyorlar o sırada hissediyorum. Ama umrumda değil tek amaç çocuğu yakalamak. Kız çocuğu yere düşerken umulmadık bir biçimde salonun parkesi açılıyor.

Yemyeşil bir yer. Çok derin.

Uçarak peşinden atlıyor düşüren kuzen. Uçuyorlar. Dünyanın hiç görmediği 7 harikası altlarından geçiyor.

Yemyeşil yer rengârenk bir yere dönüşüyor, kırmızı ağırlıklı. Bir keman giriyor. Bir tahta ev düşüyor yanlarından. Bir çuval düşüyor. Noel kutlanıyor. Bir çanta dolusu para düşüyor. Bir hayâl. Bir bebek düşüyor.

Geyiklere sarılmak istiyor kuzen yapamıyor, kız çocuğu hala gülüyor. Kırmızıların ağırlıkta olduğu yerden, yemyeşil düzlük bir yere giriyoruz; kuzen çocuğu yakalayamıyor.

Düşüren kuzen hiçbir acı hissetmiyor acaba kız çocuğu hala yaşıyor mudur, diye kendi kendine soruyor.

Yemyeşil yer birden milyonlarca kuzeninin kızının oyuncaklarından oluşan bir yere dönüşüyor. Ama oyuncakların hepsi kendisi: Aynı boyda, aynı kiloda, aynı.

Düşüren kuzen her elini attığında değişik bir tane eline geldiğini anlıyor. Aslında biri ağlıyor, biri gülüyor, biri göz kırpıyor, biri su içiyor vs.

Gerçeğini aramak bir ömür sürüyor, düşüren kuzenin saçları ağarıyor. Konuşmayı unutuyor. Ardından pek tabii ki: Ağlamayı, gülmeyi, göz kırpmayı ve su içmeyi.

Hayatının tek amacı yaşadığına inandığı milyonlarca oyuncak bebeğin arasından gerçeğini bulmak.

Aniden...

Arkasından dev bir suratın ve "gözüken" iki tane gözün ona baktığını fark ediyor. Bir camekanın içindeki "düşüren kuzen" aynı yerde dönüp durduğunu anlıyor.

Bebek yaşamıyor.

Yemyeşil yer birdenbire gri oluyor; siyahtan bile daha soğuk bir renk olan griye...

Herkes birden yukarı doğru yükselmeye başlıyor. Her şey birden terse dönüyor. Herkes yukarı çıkıyor herkes...

Yukarı...

1 yorum: